Her zaman olduğu gibi, bu aralar yine ağır bilançomuz; 28 ölü, 100 yaralı.
Merak ediyordum önceden. Ne zaman bitecek bu hüzün, bu gözyaşları diye. Farkettim ki bitmeyecek. Aptal bir hükümet ve devlet düzeni yüzünden kendi kendini yiyip bitiren bir ülke olup çıktık işte.
Alıştım artık. Eskisi kadar üzülmüyorum ya ölümlere! Film izlemek gibi oldu haberler. Bi ara televizyonu açmaya, gazeteyi okumaya korkardım. Artık korktuğumdan değil, alıştığımdan okumuyorum. Hangi haberler çıkabiliyor tahmin edilebilir bizim ülkemizde çünkü. Kim karısını öldürmüş, kim kuyuda boğulmuş, yine nerde şehit verdik, yine nerde patlama oldu ve suçlular hemen aklanabildi, yine kime hangi iftiralar atıldı? İkı gün kal Türkiye'de, tahmin edersin, bulursun.
20 Temmuz 2015 Pazartesi
10 Temmuz 2015 Cuma
03:16.
Ezanı bekliyorum. Kafamda yine binbir düşünce. Sınav ve sonuçlardan sonra bi boşluktaydım aslında. Mutluydum ama o nereye ait olduğunu bilmeme hissi geriyor insanı. Stres oluyorsun. Düşünecek bir şey bulamıyorum mesela çoğu zaman. Farklı şeyler yani. Konu hep aynı yerlere geliyor, aynı cümlelere.. Rüyadaymışım gibi sayıklıyor beynim duyduğum o cümleleri içimde. Rüyamda yürüdüğüm yol kaldırım olmuyor bazen. Bir tünel gibi ve sen o dumanların esip durduğu tünelde yürüyorsun.
"İnsanları sevmiyorsun!" diye bağırıyor genç bir kız. Ben geri çekildikçe üstüme yürüyor. Bir yere kadar.. bir çeşit camın arkasında olduğunu anlıyorum o an. Camı yumrukluyor. "Şükürsüzsün!"
Yanından geçiyorum..Tünelin içinde ilerledikçe soğuk hava ürpertiyor.
İlerde okul sırası görüyorum. Lise sıraları. Oturuyorum birine. Ve o an bir el beliriyor omzumda. "Yapacaksın sen, inanıyorum." diyor eskilerden arkadaşım.
İlerlemeye devam ettikçe üç siulet beliriyor önümde. Yaklaşamadıklarını görüyorum camdan dolayı. Yine de soruyorlar bana. "Neden gittin peki?" Sesi ağlamaklı geliyor birinin, derinden. "Bu kadar erken mi pes edeceksin?" diye devam ediyor diğeri. Ve o an o üç kişinin arkasında yüzlerce insan beliriyor. Yüzlerce tanıdık yüz.. Hepsi sanki cevap bekliyormuşçasına yüzüme bakıyor.
O an bir ses duyuyorum yine. Ağlayan, haykıran bir aslan gibi. İlerliyorum.
O an siyah bir bulut çevreliyor ortalığı. Ve içinden bir çınar ağacı yeşerip büyümeye çalışıyor. "Geldik mi?" diye sorarken Konya'da arayıp da bulamadığım o ağacı buluyorum.
"Sen yapmayacaksın da kim yapacak?" diyor bir başkası.
"Hukuk yaz!" diyor aile dostu.
"Soğuk nevale!" diyor arkadaşım. Soğuk nevale. Nevale. Soğuk.
"Anca reklamcı olursun" diyor tanıdığım birileri.
"Bak o kız çalışmadan sözelde dereceye girmiş kanka" diyor diğeri. Düşünmeden.
"Düzgün çizemiyorsun!" diye gülüyor bir başkası ve usulca o tünelde yürümeye devam ediyorum.
Birden yolun sonu görünüyor. Olduğum yerde duraklıyorum. Ve durakladığım an önümde kara bir delik beliriyor. Kara, karanlıktan da kara, siyahtan da kara. Benliğimden de kara. İçine çekiyor tüm o hakaretleri, haykırışları, elinden tuttuklarımı, tutmadıklarımı.. İçine çektikçe genişleyip, yanından geçtiğim her anıyı, insanı içine alıp yutuyor ve ben öylece izliyorum. Üstümde etkisi olmayan kara delik, herkesi yuttuktan sonra beni de içine çekiyor.
Sadece karanlık hissediyorum.
Karanlık.
Karanlık ve soğuk.
Yerde yatıyorum. Kalkamıyorum yerimden. Halim yok biliyorum. Nefes almaya bile halim kalmamış farkındayım. Gözüm kapalı olabilir mi diyorum ama sonuna kadar açık. Eminim.
O an bir şey değiyor dudağıma. Gözümün üstüne. Kirpiklerime. Damla gibi ama daha hafif, daha kuru, daha yumuşak. O an kar taneleri olduğunu anlıyorum. Umutlanıyorum o an. Kurtulabilir miyim diye düşünüyorum ilk kez. Çünkü umuttu benim için kar. Özgür olmaktı.
Ellerimle göremediğim bir şeyi tutmaya çalışıyorum, uzanmaya çalışıyorum. Kar yağıyor ama göremiyorum! Ya da karanlık karı yutmuş, görmemi engelliyordu.
Yine de o an anladığım tek şey vardı. Kurtulmama engel olan bir şeyler vardı ve ne olduğunu artık bulmalıyım.
Ezanı bekliyorum. Kafamda yine binbir düşünce. Sınav ve sonuçlardan sonra bi boşluktaydım aslında. Mutluydum ama o nereye ait olduğunu bilmeme hissi geriyor insanı. Stres oluyorsun. Düşünecek bir şey bulamıyorum mesela çoğu zaman. Farklı şeyler yani. Konu hep aynı yerlere geliyor, aynı cümlelere.. Rüyadaymışım gibi sayıklıyor beynim duyduğum o cümleleri içimde. Rüyamda yürüdüğüm yol kaldırım olmuyor bazen. Bir tünel gibi ve sen o dumanların esip durduğu tünelde yürüyorsun.
"İnsanları sevmiyorsun!" diye bağırıyor genç bir kız. Ben geri çekildikçe üstüme yürüyor. Bir yere kadar.. bir çeşit camın arkasında olduğunu anlıyorum o an. Camı yumrukluyor. "Şükürsüzsün!"
Yanından geçiyorum..Tünelin içinde ilerledikçe soğuk hava ürpertiyor.
İlerde okul sırası görüyorum. Lise sıraları. Oturuyorum birine. Ve o an bir el beliriyor omzumda. "Yapacaksın sen, inanıyorum." diyor eskilerden arkadaşım.
İlerlemeye devam ettikçe üç siulet beliriyor önümde. Yaklaşamadıklarını görüyorum camdan dolayı. Yine de soruyorlar bana. "Neden gittin peki?" Sesi ağlamaklı geliyor birinin, derinden. "Bu kadar erken mi pes edeceksin?" diye devam ediyor diğeri. Ve o an o üç kişinin arkasında yüzlerce insan beliriyor. Yüzlerce tanıdık yüz.. Hepsi sanki cevap bekliyormuşçasına yüzüme bakıyor.
O an bir ses duyuyorum yine. Ağlayan, haykıran bir aslan gibi. İlerliyorum.
O an siyah bir bulut çevreliyor ortalığı. Ve içinden bir çınar ağacı yeşerip büyümeye çalışıyor. "Geldik mi?" diye sorarken Konya'da arayıp da bulamadığım o ağacı buluyorum.
"Sen yapmayacaksın da kim yapacak?" diyor bir başkası.
"Hukuk yaz!" diyor aile dostu.
"Soğuk nevale!" diyor arkadaşım. Soğuk nevale. Nevale. Soğuk.
"Anca reklamcı olursun" diyor tanıdığım birileri.
"Bak o kız çalışmadan sözelde dereceye girmiş kanka" diyor diğeri. Düşünmeden.
"Düzgün çizemiyorsun!" diye gülüyor bir başkası ve usulca o tünelde yürümeye devam ediyorum.
Birden yolun sonu görünüyor. Olduğum yerde duraklıyorum. Ve durakladığım an önümde kara bir delik beliriyor. Kara, karanlıktan da kara, siyahtan da kara. Benliğimden de kara. İçine çekiyor tüm o hakaretleri, haykırışları, elinden tuttuklarımı, tutmadıklarımı.. İçine çektikçe genişleyip, yanından geçtiğim her anıyı, insanı içine alıp yutuyor ve ben öylece izliyorum. Üstümde etkisi olmayan kara delik, herkesi yuttuktan sonra beni de içine çekiyor.
Sadece karanlık hissediyorum.
Karanlık.
Karanlık ve soğuk.
Yerde yatıyorum. Kalkamıyorum yerimden. Halim yok biliyorum. Nefes almaya bile halim kalmamış farkındayım. Gözüm kapalı olabilir mi diyorum ama sonuna kadar açık. Eminim.
O an bir şey değiyor dudağıma. Gözümün üstüne. Kirpiklerime. Damla gibi ama daha hafif, daha kuru, daha yumuşak. O an kar taneleri olduğunu anlıyorum. Umutlanıyorum o an. Kurtulabilir miyim diye düşünüyorum ilk kez. Çünkü umuttu benim için kar. Özgür olmaktı.
Ellerimle göremediğim bir şeyi tutmaya çalışıyorum, uzanmaya çalışıyorum. Kar yağıyor ama göremiyorum! Ya da karanlık karı yutmuş, görmemi engelliyordu.
Yine de o an anladığım tek şey vardı. Kurtulmama engel olan bir şeyler vardı ve ne olduğunu artık bulmalıyım.
9 Haziran 2015 Salı
Bu sefer zorla oturttum kendimi bu bilgisayarın başına..
"Yaz." dedim içimden. İyi gelecek diye düşünüyor mantıklı yanım.
Çünkü iyi değilim, hayatımın en güzel ama bir yandan da o kadar iğrenç, depresif yılını yaşıyorum.
Bitmesine 9 gün kala, ilk sınavıma 3 gün kala, stresim hat safhada ve iyi değilim. Baş ağrılarım, baş dönmelerim, umutsuzluklarım. Sadece arkadaşlarım ve ailem için iyi olmaya çalışıyorum. Çünkü olmayacak, farkındayım. Sonuna kadar gideceğim evet ama o ortalığı yıkan Tuğçe kalmadı artık. Yoruldum. İçimde tükendim aslında. Okul dahil bir sürü şey, aklımı kurcalayan ama lise bitince cevaplanmasını umduğum sorular, maziye dönüp iç hesaplaşması yapmalı mıyım kafaları, içimdeki bitmeyen kış mevsimi. Alışıp mutlu olmaya çalıştığım bir kış mevsimi var içimdeki dünyada. YGS devrinden sonra ağlamayacağıma söz verdim kendime. "Bir saçmalık yapıp bırakmayacaksın!" dedim ama öyle bir aptalım ki sözümü tutamadım. Gözyaşlarım süzülüyor arada, ama toparlıyorum hemen. Gerekirse yastıkları parçalarım ama ağlamak yok. YOK İŞTE. Öyle bir haldeyim ki kendimden utanıyorum artık. Çünkü biliyorum aslında. Biraz daha iyi olsam yapacağım, beni bekleyen her şeye gideceğim. Hepsi hazır, herkes hazır, her şey hazır. Ama yapıyorum ve OLMUYOR. Gerçekten elimden geleni yapıyorum ama olmuyor. Mal mal yanlışlar, dikkat hataları , yanlış okumalar.. Nedenini bilmediğim, çözüm bulamadığım ama yine de robot gibi bir şeyler yaptığım haftalardayım. Deneme çöz, yanlışlarına bak, hatanı not çıkar, nane limon, bilmediklerini not çıkar, kahve, yeniden çalış, yeniden çöz, kahve, çıkardığın eski notları oku...Kendi kendime sefil hayatı kurdum resmen. Kafamda yine dönüyor çarklar, sorular, emin olamadığım şeyler,cevaplar.. Yoruluyorum. Yoruluyorum ama bir şekilde atlatacağım. Sonucu istediğim gibi olmazsa üzülmeyeceğim. En azından bu konuda da her şeyi deneyeceğim. Sonuna kadar.
"Yaz." dedim içimden. İyi gelecek diye düşünüyor mantıklı yanım.
Çünkü iyi değilim, hayatımın en güzel ama bir yandan da o kadar iğrenç, depresif yılını yaşıyorum.
Bitmesine 9 gün kala, ilk sınavıma 3 gün kala, stresim hat safhada ve iyi değilim. Baş ağrılarım, baş dönmelerim, umutsuzluklarım. Sadece arkadaşlarım ve ailem için iyi olmaya çalışıyorum. Çünkü olmayacak, farkındayım. Sonuna kadar gideceğim evet ama o ortalığı yıkan Tuğçe kalmadı artık. Yoruldum. İçimde tükendim aslında. Okul dahil bir sürü şey, aklımı kurcalayan ama lise bitince cevaplanmasını umduğum sorular, maziye dönüp iç hesaplaşması yapmalı mıyım kafaları, içimdeki bitmeyen kış mevsimi. Alışıp mutlu olmaya çalıştığım bir kış mevsimi var içimdeki dünyada. YGS devrinden sonra ağlamayacağıma söz verdim kendime. "Bir saçmalık yapıp bırakmayacaksın!" dedim ama öyle bir aptalım ki sözümü tutamadım. Gözyaşlarım süzülüyor arada, ama toparlıyorum hemen. Gerekirse yastıkları parçalarım ama ağlamak yok. YOK İŞTE. Öyle bir haldeyim ki kendimden utanıyorum artık. Çünkü biliyorum aslında. Biraz daha iyi olsam yapacağım, beni bekleyen her şeye gideceğim. Hepsi hazır, herkes hazır, her şey hazır. Ama yapıyorum ve OLMUYOR. Gerçekten elimden geleni yapıyorum ama olmuyor. Mal mal yanlışlar, dikkat hataları , yanlış okumalar.. Nedenini bilmediğim, çözüm bulamadığım ama yine de robot gibi bir şeyler yaptığım haftalardayım. Deneme çöz, yanlışlarına bak, hatanı not çıkar, nane limon, bilmediklerini not çıkar, kahve, yeniden çalış, yeniden çöz, kahve, çıkardığın eski notları oku...Kendi kendime sefil hayatı kurdum resmen. Kafamda yine dönüyor çarklar, sorular, emin olamadığım şeyler,cevaplar.. Yoruluyorum. Yoruluyorum ama bir şekilde atlatacağım. Sonucu istediğim gibi olmazsa üzülmeyeceğim. En azından bu konuda da her şeyi deneyeceğim. Sonuna kadar.
Ağzımı açtığımda dökülmekten korkan çaresizlikler var içimde.
İçimde öyle bir korku var ki, bazen aslan kesilen, bazen de sadece gölgesi olan.
Belki de bu yüzdendir doludizgin kalp atışlarım. Bilmiyorum. O kadar tuhafım ki, bu belirsizliğime rağmen içimde hep bitmek bilmeyen bir heyecan, umut, enerji, sevgi var. Diyorlar ki "Gördüğün tüm insanlara sarıl." Ama kendimi tutuyorum, saklayacağım içimdeki coşkuyu "o" insanlardan. Karşımdakinden değil, kendimden emin olana kadar sürdüreceğim bunu. Çünkü hazır olmadığımda neler olduğunu biliyorum, hazır olmadığımda kalp kırdığımı biliyorum. Neler yaşayacağımı biliyorum. Yine zarar vermekten korkuyorum, ya da zarar almaktan.
O kadar güzel insanlar var ki tanıdığım aslında, Keşke eskisi gibi olabilseydim diyorum bazen. Keşke içimdeki doğal coşku "İnsanları sevmiyorsun!" cümlesine benden fazla alınıp gitmeseydi o an. Keşke onu geri döndürebildiğimden emin olabilseydim. Keşke birileri "Evet, yaptın!" diyebilse bana.
4 Haziran 2015 Perşembe
3 Haziran 2015 Çarşamba
Yine düştüm bugün.
Son düşüşümdü bu. Bir daha kalkmayacağım.
Yaralandım yine, acıdı, acıttı. Hem de çok. Ama boşuna uğraşmayın, kan görünmüyor dışarıdan, baktım. İçten bir yara bu. İç kanama gibi.. Tamam Tuğçe. Bitti. Finished. Game over. Daha kalkamazsın ayağa. Hem kalksan ne olacak ki şu saatten sonra. Bu netlerle.. Bu yanlışlarla.. Gören gördü, rezil oldun artık unutmazlar seni, rezillliğini. Pes edişini.
Ama bitti. Bitti işte. Pes ettim. Hoşçakalın hayallerim. Hoşçakalın umutlarım.
Son düşüşümdü bu. Bir daha kalkmayacağım.
Yaralandım yine, acıdı, acıttı. Hem de çok. Ama boşuna uğraşmayın, kan görünmüyor dışarıdan, baktım. İçten bir yara bu. İç kanama gibi.. Tamam Tuğçe. Bitti. Finished. Game over. Daha kalkamazsın ayağa. Hem kalksan ne olacak ki şu saatten sonra. Bu netlerle.. Bu yanlışlarla.. Gören gördü, rezil oldun artık unutmazlar seni, rezillliğini. Pes edişini.
Ama bitti. Bitti işte. Pes ettim. Hoşçakalın hayallerim. Hoşçakalın umutlarım.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)