24 Şubat 2016 Çarşamba
26 Ocak 2016 Salı
Acı çekenlere.
Kendine hiç sordun mu ne halde olduğunu? Kim sebep oldu acı çekmene? Neden yaptılar sana bunu? Belki çoktan sordun bunları kendine. Hatalarını görmeye çalıştın. Bir şeyleri yanlış yapmış olmalıydın, değil mi? Çünkü sebepsiz yere olmazdı kötü şeyler. İnsanlar insanları yok yere üzmezdi. Hayır. HAYIR. Üzerlerdi belki de. Anlıyorum şimdi.
Yine de olanları düşünüp duruyoruz hep. Hatamızı bulmaya çalışıyoruz. Çok mu yüksek sesle konuştun acaba? Konuşamadın belki de yeterince? Yoksa yanlış mı anladı? Ondan nefret ettiğini mi düşünüyor sence? İstemeden bencilce bir şey mi söyledin? İçin içini kemiriyor.
Ve ağlıyorsun.
Göğsün ağrıyor. Üstün gözyaşı olmuş, sen salya sümük olmuşsun ağlamaktan, gözlerin şişmiş, montunla/eşarbınla/şapkanla örtmeye çalışıyorsun. Çoğumuz yaptık bunu. Hala yapıyoruz. Çünkü çoğumuza göre -en azından bana göre- insanların vaktini almak da bir bencillik değil mi? Onlara ne ki benim dertlerimden diye düşünmeden edemiyorum bazen. Bazen değil, çoğunlukla. Çünkü bazı kişilerle ne kadar iyi geçinmeye çalışsam da hep ters tepiyor. Ama bazı insanlar var ki istersen tüm gün onlarla konuş, seni dinlerler. Seni dikkate alırlar. Küçümsemezler. İşte onların değerini bilmek lazım.
Ve ağlıyorsun.
Göğsün ağrıyor. Üstün gözyaşı olmuş, sen salya sümük olmuşsun ağlamaktan, gözlerin şişmiş, montunla/eşarbınla/şapkanla örtmeye çalışıyorsun. Çoğumuz yaptık bunu. Hala yapıyoruz. Çünkü çoğumuza göre -en azından bana göre- insanların vaktini almak da bir bencillik değil mi? Onlara ne ki benim dertlerimden diye düşünmeden edemiyorum bazen. Bazen değil, çoğunlukla. Çünkü bazı kişilerle ne kadar iyi geçinmeye çalışsam da hep ters tepiyor. Ama bazı insanlar var ki istersen tüm gün onlarla konuş, seni dinlerler. Seni dikkate alırlar. Küçümsemezler. İşte onların değerini bilmek lazım.
Her şeyi geride bırakıp devam etmek istiyorsun değil mi? Biliyorsun ki yeni bir sayfa seni bir sen demek. Ama yapamıyorsun. Hala umutlusun çünkü.
Umut.
Seni devam etmekten alıkoyan şey bu.
Olanların unutulacağını, ya da "olması" gerekenin olacağını umuyorsun hala, değil mi?Küçük bir ihtimal de olsa.
O ihtimal var mı peki?
Eskisi gibi olacak mı her şey?
Acı çekişlerin bitecek mi peki?
Neden acı çekiyorsun ki hala?
Nereye varacak bu?
Ne kadar devam edecek böyle?
Hayır. Hiçbir yere varmayacak sonu. Sandığın gibi olmayacak. Gerçekten. Yiyip bitirme kendini. Kendini kurtar artık.
Çünkü o umursadığın, eskisi gibi olmasını istediğin şey ya da kişi, her neyse, arkasını dönüp de senin neler hissettiğine bakmıyor. Acılarını, pişmanlıklarını görmüyor.
Arkalarından bakmayı kes. Umutlanmayı da kes artık. Sadece koş. Ondan uzağa, onlardan uzağa. Koş. Koşabildiğin kadar koş, Ayakların ağrıyana kadar, kalbin ağrıyana kadar. Koş. KENDİNE DOĞRU KOŞ. Geleceğine doğru koş.
Senin suçun olmadığı durumlarda bile kendini ne kadar suçlayabilir insan, biliyorum. Emin ol biliyorum.
Ama hayır. Sen çok güzelsin. Öylesin.
Yataktan kalkıp bir şeyler yapmaya çalıştığında, insanlara gülümsemeye başladığında ne kadar mesafe kat ettiğinde anlayacaksın bunu. Sadece dene. Fark edeceksin.
Belki de zaten yapıyordun bunları. Peki ya yalnızken? Odanda?
Odanın kapısını kapattığında düşüyor mu gülümsemen hemen? Oracıkta?
Öylece durup işlerin ne zaman yoluna gireceğini düşündün değil mi?
En kötü, en saçma davranışların geldi aklına. Kendinden tekrar nefret ettin.
Dünyadaki en iğrenç, bencil insan olduğunu düşündün.
Yalnız değilsin.
Ben de öyleydim, öyleyim.
Aynaya bak. Git ve gör kendini.
O aynadaki kişiye bak. Sensin o. Fark et bunu. Tüm uzuvlarınla, kusurlarınla mükemmelsin. Öyle yaratılmışsın.
Gözlerine bak. Görüyor musun? Ne kadar cesur olabileceğini? O derinlerdeki cesaretini? Ben görüyorum. Buradan bile görünüyor.
Kendini sev. Saçlarını sev, uzun burnunu sev, çarpık dişlerini sev, kahverengi gözlerini sev. Onlar kusur değil. Çok uyumanı sev. Uyuyamamanı sev. Saçma sapan esprilerini sev. Dakikliğini sev. Sesini sev. İğrenç dediğin yazını sev. Onlar da kusur değil çünkü. Birer parçan sadece. Düşünsene herkesin birbirinin tıpatıp aynısı olduğunu? Herkesin birbirine benzediği o sıradanlığı düşünebiliyor musun?
Farklılığının farkında mısın? Dünyayı çeşitlendirdiğinin farkında mısın? Göremiyor musun hala bunun ne kadar güzel bir lütuf olduğunu? Kendinden nefret etme.
Belki de "neler yaptığımı bilmiyorsun" diyeceksin. Haklısın. Bilemem. Sen de benim neler yaşadığımı bilemezsin. Ama bu dünyamızın sonu demek değil. Sadece bunun farkına varmalısın. Herkes düşer ve kalkar, böyle öğrenir. Bizim sorunumuz bunu kabullenememek. Ama kabullenmek zorundayız.
Şimdi o koca kıçını kaldır ve artık kendi iyiliğin için de bir şeyler yap.
20 Ocak 2016 Çarşamba
Neden duvar inşa ediyoruz?
Belki de kendimizi korumak için evet. Ama kimden? "Diğerlerinden" mi? Diğerleri kim peki?
Kırıldıklarımız, kırdıklarımız, yorgunluklarımız ve yorduklarımız belki de; duvarın dışında kalan, kalması gereken.
Aslında sorgulamak lazım. Etrafımızı değil. Kendimizi.
Belki de sorun diğerleri değildir. Belki de sorun biziz.
Duvarlar inşa ediyoruz. Etrafımıza. Düşmanlardan korunmak için. Ve bu bizi özgür hissettiriyor. Duvar! Bizi özgür hissettiren şey bir duvar!
Bunu düşünürken bazen -hatta genellikle- en başa dönüyorum. Duvarı neden inşa ediyoruz?
Sizi bilmem ama benim duvarım bana karşı örüldü. Benim tarafımdan. Kendimi kendimden korumaya çalışırken duvar inşa etmek geldi aklıma.
Belki de kendimizi korumak için evet. Ama kimden? "Diğerlerinden" mi? Diğerleri kim peki?
Kırıldıklarımız, kırdıklarımız, yorgunluklarımız ve yorduklarımız belki de; duvarın dışında kalan, kalması gereken.
Aslında sorgulamak lazım. Etrafımızı değil. Kendimizi.
Belki de sorun diğerleri değildir. Belki de sorun biziz.
Duvarlar inşa ediyoruz. Etrafımıza. Düşmanlardan korunmak için. Ve bu bizi özgür hissettiriyor. Duvar! Bizi özgür hissettiren şey bir duvar!
Bunu düşünürken bazen -hatta genellikle- en başa dönüyorum. Duvarı neden inşa ediyoruz?
Sizi bilmem ama benim duvarım bana karşı örüldü. Benim tarafımdan. Kendimi kendimden korumaya çalışırken duvar inşa etmek geldi aklıma.
10 Ocak 2016 Pazar
Tamamlayamadığım yazı
Çok fazla söylenecek şeyimiz var.
Yılbaşı da bir bahane belki de.
Buraya size mutlu yıllar dilediğimi falan yazardım ama yazmayacağım.
Haksızlıklara göz yumulan, zalimin mazlumu ezdiği lanet olası bir yıl dahaydı.
Sınava girdiğim iğrenç bir yıldı.
Kafayı yediğim, uzuvlarımın parçalandığını hissettiğim, bol kalp hastalıklı, gözyaşıyla ıslanan, arada gülmeye çalışılan bir yıldı.
"Bir şeylere" ulaşabilmek için adım atabildiğim bir yıldı. Bu en güzeli işte bu yılın. En masumu, en saf hali 2015imin..
"İyisiyle kötüsüyle" derler ya, ona yakındı işte bu yıl.
Maceralıydı, Sonunda yokuşu çıkmıştım, aşağı kayıyordum karlı yokuştan bu sefer. Eğlenceli, biliyorum. Ama önümdeki dağların da farkındayım bir yandan.
Dakikalar yaklaştıkça 2016ya, yine ne hissettiğimi bilmiyordum.
Hüzün? Fazlasıyla.
Mutluluk? Umut diyelim aslında buna. Umutluyum. Çünkü "bir şeyler" için "bir şeyler" yaptığımı hissediyorum artık.
Geride bıraktığım şeyler var mı diye bakıyorum ama yine yok. Ne zaman oldu ki zaten.
Belki de yüklerimizden kurtulamıyorsak, kurtulmuş gibi yapmalıyız bu devrede.
Bir şey daha var.
Söylemediğim.
Söyleyemediğim.
Söyleyeceğim.
Yılbaşı da bir bahane belki de.
Buraya size mutlu yıllar dilediğimi falan yazardım ama yazmayacağım.
Haksızlıklara göz yumulan, zalimin mazlumu ezdiği lanet olası bir yıl dahaydı.
Sınava girdiğim iğrenç bir yıldı.
Kafayı yediğim, uzuvlarımın parçalandığını hissettiğim, bol kalp hastalıklı, gözyaşıyla ıslanan, arada gülmeye çalışılan bir yıldı.
"Bir şeylere" ulaşabilmek için adım atabildiğim bir yıldı. Bu en güzeli işte bu yılın. En masumu, en saf hali 2015imin..
"İyisiyle kötüsüyle" derler ya, ona yakındı işte bu yıl.
Maceralıydı, Sonunda yokuşu çıkmıştım, aşağı kayıyordum karlı yokuştan bu sefer. Eğlenceli, biliyorum. Ama önümdeki dağların da farkındayım bir yandan.
Dakikalar yaklaştıkça 2016ya, yine ne hissettiğimi bilmiyordum.
Hüzün? Fazlasıyla.
Mutluluk? Umut diyelim aslında buna. Umutluyum. Çünkü "bir şeyler" için "bir şeyler" yaptığımı hissediyorum artık.
Geride bıraktığım şeyler var mı diye bakıyorum ama yine yok. Ne zaman oldu ki zaten.
Belki de yüklerimizden kurtulamıyorsak, kurtulmuş gibi yapmalıyız bu devrede.
Bir şey daha var.
Söylemediğim.
Söyleyemediğim.
Söyleyeceğim.
11 Aralık 2015 Cuma
Çağrı
Kar yağdığında,
Rüzgar estiğinde,
O şarkıları dinlediğimde bazen,
İçimde farklı bir dünya arıyorum.
Her arayışımda kapı açmak istiyorum.
Farklı bir dünyaya
Umutsuzca.
Beni bu gerçeklikten bir an olsun alıp götürebilecek bir geçit arıyorum.
Toprağın altında belki,
Bulutların üstünden de gidebilirim,
Belki de rüzgar götürür;
Belki de akan nehirlere kaptırırım kendimi,
Kapılır giderim.
Ağaçların yapraklarının havada süzülmesini izlerken düşünüyorum hep
Bir yaprak mı olsaydım acaba diye.
En üstün varlık olduğumuzu söylerler, iradesi olan tek canlı olduğumuzu..
Peki ya şu yaprak bile benden daha özgür olduğunu fısıldıyorsa bana?
Ya bu hapishaneden çıkamıyorsa ruhum?
Belki de çıkaramıyorumdur ruhumu.
Sahi, okuyan kişi, sen biliyor musun bir yolunu?
Biliyorsan söyle.
Çünkü iyi değilim.
Olabilir miyim ki iyi?
Belki de kötüyümdür.
İyiyim bugün.
Yarın kötü.
Düşünüyorum bazen
Aslında her gün
Her an
Böyle olan, hisseden tek ben miyim diye.
Ki aslında biliyorum,
Başkalarının da olduğunu.
Ama bulamıyorum.
Bulsam alıp karşıma konuşacağım.
Ama yok işte.
Günler geçiyor.
Uyuyorum zoraki.
Uyanıyorum.
Kendime gelmem üç saatimi aldı bugün.
O üç saat,
Koskoca üç saat
Sadece düşündüm.
Gözlerimi kapattım her zamanki gibi
Gittim yıldızlara, galaksilere.
Bulutları büktüğüm rüyalarıma döndüm.
Bulut olduğum rüyalarıma.
Kar tanesi olduğum rüyalarıma.
Denize, toprağa karışan..
Denizkızı oldum sonra.
Okyanusta aradım bir de onu.
Şansımı denemek istedim sadece.
Kim/ne olduğunu bilmediğin birini/bir şeyi aramak zormuş meğer.
Yine de yüzdüm, devam ettim.
Seslendim okyanusun diplerine, çatlakların aralarına kadar.
"Yıldızlara dokunabilecek birileri var mı?" diye.
Seslendim.
Dinledim sonra.
Yankımı duydum sadece.
Okyanusun dibinde..
Kalktım yataktan.
Sıradan bir günmüşcesine.
Dışarı çıktım.
Aynı yüzleri gördüm yine.
Aynıydı hepsi.
Sıradan
İçi geçmiş insanlar.
Aşk acısı çektiğini sanan
Ölse bunu tweet atabilecek insanlar
Makyajıyla hüznünü kapatmayı becerememiş
Yükü saçlarının aklarına düşen
Timsah gözyaşları olan insanlar gördüm.
Işıltılı tabelalar, reklamlar
Her şey aynı sahteliğindeydi yine.
Niye ayrılmıştım sanki
Okyanusumdan, gökyüzümden?
Onu aramak daha kolaydı.
Sahtelikten sahiciydi aradığım.
9 Aralık 2015 Çarşamba
Twitter Derlemeleri
Ya şu okulda niye her konu dönüp dolaşıp maddiyata dönebiliyor anlamıyorum
Biraz da farklı şeylerden konuşmalı insanlar; dersler, burslar ve telefon markaları hariç
Niye insanların neye sahip olup olmadıklarını sorguluyoruz? Muhabbet midir bu?
Burada bişeyler yazılıyor bazen, konuya katıldığımızı bile söyleyemiyoruz gerçi, çekiniyoruz
Gelip geçiyor önümüzden insanlar, sadece bakıyoruz, stalklıyoruz
İtiraf edelim şimdi okulun yüzde sekseni yapıyor bunu
Kendi içinizde çoğunuz sıradanlığı sorguluyorsunuz ama harekete geçmiyorsunuz
Dünyanın berbatlığından bahsediyoruz ama küçük de olsa bir şeyleri değiştirmeyi denemiyoruz
Gülümsemekten ya da "evet şu konuda sana katılıyorum" demekten bile korkuyoruz
Favlıyoruz, likelıyoruz, stalklıyoruz, anket oyluyoruz ama birbirimizin yüzüne bile bakmıyoruz gerçekte
Korkuyoruz belki de yanlış anlaşılmaktan, bu yüzden sınır koyuyoruz, daha da kasıyoruz kendimizi bu yüzden
Biriyle bi konu hakkında aynı düşünmek, aynı konuyu konuşabilmek sizi yanlış anlaşılır bi duruma sokmaz
Tabiki de belli bi sınır koyulur, demek istediğim o normal sınırı becerememeniz
Belki de beceremememiz
Bunları belki okuyup dalga geçtiniz, belki de yine aynı şekilde devam edeceksiniz bugün, yarın, ertesi gün
Yine de söylemek istedim, sonuçta en azından bir kişiye bile ulaşmışımdır belki, bilmiyorum
Bunları yazınca "sana cidden katılıyorum" diye mesaj atanlar oldu, demek istediğim buydu ^^
Yani çekinmeyin gidin yanına diyin ki "ya dün şöyle yazmışşın/demişsin ben de şöyle düşünüyorum"
Al iki çay git arkadaşının yanına de ki dün fotoğrafını gördüm naptın nettin nasıl gidiyor
Demem o ki, insanlar sizinle konuşunca "niye benle konuşuyon" kafasına girmeyin
5 Aralık 2015 Cumartesi
Bugün "aşk"ın ne kadar gereksiz olduğunu anladım tekrar.
Hani şu yere göğe sığdıramadığınız aşk
Zaten aşk neydi ki? Sevdiğine kalpli snapler atmak mıydı? Yoksa saçını boyattığını fark etmeyince trip atmak mıydı?
Neydi ki aşk? Facebook şifresini almak mıydı sevdiceğinin yoksa?
Ne zaman bu kadar basit oldu aşk? Ne zaman yüzünü bile görmediğimiz insanlara aşık olmaya başladık?
Varlığını bile sorgulamak lazım aslında.
Görüyorum her gün, bugün de gördüm. Duydum, dinledim.
Aslında aşk var belki de. Oralarda bir yerlerde. Ama üstüne o kadar "tweet" atılmış, o kadar "stalk" yapılmış ki tanımı "sonu olmayan bir takıntı" olmuş belki de.
"Biz ayrılmıycaz" deyip iki hafta sonra her şeyi bitirip iki hafta da depresyona giriyorsunuz. O muhteşem aşkınız bir ayda sönüyor. Ve hop! Kız başkasıyla snap atar, erkek halısahada..
Döngü oldu aşk belki de. Bu böyle gider.
Gidecek de galiba. Yine "ayh bana göz kırptı tuğçe yha" diye yanıma geleceksiniz, yine "ayh kesin hoşlanıyo senden" diyecek yanınızdakiler. Ben de öylece dinleyeceğim..
O kadar tekdüze, o kadar sıradan oldu ki duygularımız. Her şey çok basitleşti gözümüzde.
Ve maalesef bu nesil sigarayı mesajını mavi tik yapan çocuk için yakacak artık.
Peki ya aşk hala varsa?
Var mı yok mu bilmem, eğer varsa da, biliyoruz ki -en azından biliyorum ki- facebooktaki "görüldü" yazısından falan fazlası olmalı bu aşk denilen şey en kötü ihtimalle.
En azından o güldüğünde sen de gülmelisin belki de, sabahları sana günaydın mesajı atmamalı da günaydın demeli belki de.
Belki de "bi deneyelim olmazsa ayrılırız", "kanka çocuk zengin değil yaa" olmamalı bu aşk denilen şey.
Fark etmeden aynı şarkıyı dinliyor olmalısınız belki de aynı anda. Belki o müziğin ritmiyle atar kalbiniz, farkında olmadan.
Belki de yürüyüş yaparken karşılaşmalısın onunla.
Belki de onu düşündüğünde rüzgar eser, kendine gelirsin, canlanırsın. Canlanır yüreğin..
Belki de sen kar tanelerini izlerken onun seni izlediğini görmelisin, ya da beraber karları izlemelisiniz..
Ama asıl olayı, ana konuyu anlamıyoruz, ilgiyi aşk sanıyoruz bazen.
Tamam bazılarınız cidden farklı bir his yaşıyor belki okey.
Sözüm ilgi bekleyip alamadığında trip atıp "beni sevmiyo yaa" diyenlere.
Sözüm bu hisleri basitleşirenlere..
Hani şu yere göğe sığdıramadığınız aşk
Zaten aşk neydi ki? Sevdiğine kalpli snapler atmak mıydı? Yoksa saçını boyattığını fark etmeyince trip atmak mıydı?
Neydi ki aşk? Facebook şifresini almak mıydı sevdiceğinin yoksa?
Ne zaman bu kadar basit oldu aşk? Ne zaman yüzünü bile görmediğimiz insanlara aşık olmaya başladık?
Varlığını bile sorgulamak lazım aslında.
Görüyorum her gün, bugün de gördüm. Duydum, dinledim.
Aslında aşk var belki de. Oralarda bir yerlerde. Ama üstüne o kadar "tweet" atılmış, o kadar "stalk" yapılmış ki tanımı "sonu olmayan bir takıntı" olmuş belki de.
"Biz ayrılmıycaz" deyip iki hafta sonra her şeyi bitirip iki hafta da depresyona giriyorsunuz. O muhteşem aşkınız bir ayda sönüyor. Ve hop! Kız başkasıyla snap atar, erkek halısahada..
Döngü oldu aşk belki de. Bu böyle gider.
Gidecek de galiba. Yine "ayh bana göz kırptı tuğçe yha" diye yanıma geleceksiniz, yine "ayh kesin hoşlanıyo senden" diyecek yanınızdakiler. Ben de öylece dinleyeceğim..
O kadar tekdüze, o kadar sıradan oldu ki duygularımız. Her şey çok basitleşti gözümüzde.
Ve maalesef bu nesil sigarayı mesajını mavi tik yapan çocuk için yakacak artık.
Peki ya aşk hala varsa?
Var mı yok mu bilmem, eğer varsa da, biliyoruz ki -en azından biliyorum ki- facebooktaki "görüldü" yazısından falan fazlası olmalı bu aşk denilen şey en kötü ihtimalle.
En azından o güldüğünde sen de gülmelisin belki de, sabahları sana günaydın mesajı atmamalı da günaydın demeli belki de.
Belki de "bi deneyelim olmazsa ayrılırız", "kanka çocuk zengin değil yaa" olmamalı bu aşk denilen şey.
Fark etmeden aynı şarkıyı dinliyor olmalısınız belki de aynı anda. Belki o müziğin ritmiyle atar kalbiniz, farkında olmadan.
Belki de yürüyüş yaparken karşılaşmalısın onunla.
Belki de onu düşündüğünde rüzgar eser, kendine gelirsin, canlanırsın. Canlanır yüreğin..
Belki de sen kar tanelerini izlerken onun seni izlediğini görmelisin, ya da beraber karları izlemelisiniz..
Ama asıl olayı, ana konuyu anlamıyoruz, ilgiyi aşk sanıyoruz bazen.
Tamam bazılarınız cidden farklı bir his yaşıyor belki okey.
Sözüm ilgi bekleyip alamadığında trip atıp "beni sevmiyo yaa" diyenlere.
Sözüm bu hisleri basitleşirenlere..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
