Şimdi bu sene iyi geçiyor derken çok da iyi geçmedi
Tam her şey yolunda derken herhangi bir şey olabiliyor, büyük ya da küçük
Ne olursa olsun şükretmemiz gerekmiş, bunu hep duyardım ama hiç bu seneki kadar ders almamıştım şükretmekten
Ailemizle imtihan oluyoruz, arkadaşlarımızla, kendimizle.. Kendimizle verdiğimiz mücadele hiç bitmiyor zaten
O yüzden bu sene saçma davranmış olabilirim, suratsız davranmış olabilirim, sinirinizi bozmuşumdur, her zamanki gibi egoistçe davranmışımdır
Her ne yaptıysam özür dilerim, düzeltmeye çalışıyorum kendimi, ama hatalarımı yaptıktan sonra fark ediyorum ve iş işten geçmiş oluyor
Aklıma gelen hatalarımla ilgili insanlardan özür dilemeye çalışıyorum, unuttuğum varsa kusura bakmayın
Tabiki bu hala insanların yüzde doksanından nefret ettiğim gerçeğini değiştirmiyor
Ama olsun, daha fazla düz mantık ve umursamaz biri olmadan önce son kırıntılarımla bunu yapmak istedim
İlerde vicdanımı duygularımı yerinde bulamayabilirim, hiç belli olmaz
17 Haziran 2016 Cuma
15 Haziran 2016 Çarşamba
9 Haziran 2016 Perşembe
Üzülüyorum baba.
Burada olmayışın üzüyor beni.
Hiçbir güzel anımı anlatamamak üzüyor.
Kardeşlerimin hali üzüyor.
Anlatamıyorum ama üzülüyorum.
Çok üzülüyorum hem de.
Hiç yokmuşsun gibi davranmak istemiyorum.
Okulda mutlu gibi takılmak istemiyorum.
Eve döndüğümde "Babam geldi mi?" diye sormak istiyorum anneme eskisi gibi.
Her hafta sonu ağlamak için okula gelmek istemiyorum baba.
Korkuyorum.
Daha kötü oluyor içim. Dışardan ne kadar "daha da umursamaz" görünsem de.
Olmuyor işte.
Kabuslar görüyorum artık. Uyuyamıyorum.
Babasının yokluğuna alışmış insanlar görüyorum baba.
Ben alışmak istemiyorum.
Korkuyorum.
Daha kötü oluyor içim. Dışardan ne kadar "daha da umursamaz" görünsem de.
Olmuyor işte.
Kabuslar görüyorum artık. Uyuyamıyorum.
Babasının yokluğuna alışmış insanlar görüyorum baba.
Ben alışmak istemiyorum.
4 Haziran 2016 Cumartesi
1 Haziran 2016 Çarşamba
Sanki her acı aynı değilmiş gibi.
Değil de zaten.
Belki de her zamanki gibi.
Ne acılar varmış diyorum. İnsan pek alışamıyor, alıştım dese de.
Boşluğu dolduramıyorum. Doldurmaya çalıştıkça genişliyor o boşluk. Daha fazla yer kaplıyor. Daha da kararıyor dünyam, Daha da çekilmez oluyor(um).
Yerine benzerini değil, aynısını da değil, kendisini koymak gerekiyormuş.
Saçma sapan mı ilerliyor hayat?
Belki de olması gerekti bunların.
Bilmiyorum.
Yine bilmiyorum.
Ne bildim ki zaten?
Bir kopukluk var içimde
Nedenini az çok tahmin ettiğim.
İyi mi oldu bu kopukluk, yoksa kötü mü? İkisi de aslında.
İpin kopması gibi bir şey değil ama bu.
Parçanı koparmaları gibi.
Kalbini - ya da merkezindeki her neyse işte - onu söküp almaları gibi.
İyileştirmek istemediğim bir kopukluk bu.
Böylesi daha iyi oldu çünkü.
Onu götürdüklerinde anladım.
Son damlaydı bu. Fark etmem için.
Değerini fark etmem için, basit saçmalıklarla acı çekmemek için.
Bardağın yarısı doluydu, bir damla daha geldi üstüne. Ve taştı o bardak.
Belki de o son damlaya ihtiyacı vardı kopukluğun.
Taşmalıydı bardak, ve fark etmeliydim bazı şeyleri.
Kafam karışık hala.
Sahi, kafam mı oradaki?
Neden böyle? Neden böyle olmak zorunda.
Savaş veriyor içim. Bir yandan "Neden?" diye çığlık atıyorum. Bir yandan da "Olmalıydı." diyorum.
Çok zor artık.
İçimdeki, kararmış da olsa, o küçük dünyaya başkasını almak çok uzak geliyor.
Çok uzak, çok imkansız.
Bu yüzden çıkarıyorum ya oradan, kalanları. Daha fazla zarar gelmeden, zarar vermeden. Kendime, onlara.
Koruyacak yerim de kalmadı onları.
Çıkmalılar.
Hepsi gidecekmiş gibi geliyor. Hepsini zorla "dışarı" atacaklarmış gibi geliyor. Hepsi götürülecekmiş gibi geliyor..
Değil de zaten.
Belki de her zamanki gibi.
Ne acılar varmış diyorum. İnsan pek alışamıyor, alıştım dese de.
Boşluğu dolduramıyorum. Doldurmaya çalıştıkça genişliyor o boşluk. Daha fazla yer kaplıyor. Daha da kararıyor dünyam, Daha da çekilmez oluyor(um).
Yerine benzerini değil, aynısını da değil, kendisini koymak gerekiyormuş.
Saçma sapan mı ilerliyor hayat?
Belki de olması gerekti bunların.
Bilmiyorum.
Yine bilmiyorum.
Ne bildim ki zaten?
Bir kopukluk var içimde
Nedenini az çok tahmin ettiğim.
İyi mi oldu bu kopukluk, yoksa kötü mü? İkisi de aslında.
İpin kopması gibi bir şey değil ama bu.
Parçanı koparmaları gibi.
Kalbini - ya da merkezindeki her neyse işte - onu söküp almaları gibi.
İyileştirmek istemediğim bir kopukluk bu.
Böylesi daha iyi oldu çünkü.
Onu götürdüklerinde anladım.
Son damlaydı bu. Fark etmem için.
Değerini fark etmem için, basit saçmalıklarla acı çekmemek için.
Bardağın yarısı doluydu, bir damla daha geldi üstüne. Ve taştı o bardak.
Belki de o son damlaya ihtiyacı vardı kopukluğun.
Taşmalıydı bardak, ve fark etmeliydim bazı şeyleri.
Kafam karışık hala.
Sahi, kafam mı oradaki?
Neden böyle? Neden böyle olmak zorunda.
Savaş veriyor içim. Bir yandan "Neden?" diye çığlık atıyorum. Bir yandan da "Olmalıydı." diyorum.
Çok zor artık.
İçimdeki, kararmış da olsa, o küçük dünyaya başkasını almak çok uzak geliyor.
Çok uzak, çok imkansız.
Bu yüzden çıkarıyorum ya oradan, kalanları. Daha fazla zarar gelmeden, zarar vermeden. Kendime, onlara.
Koruyacak yerim de kalmadı onları.
Çıkmalılar.
Hepsi gidecekmiş gibi geliyor. Hepsini zorla "dışarı" atacaklarmış gibi geliyor. Hepsi götürülecekmiş gibi geliyor..
24 Nisan 2016 Pazar
bir yere gittiğinizi düşünün, tatile, bir süreliğine
iki kişi yolcu ediyor sizi, canınızdan çok sevdiğiniz
sarılıyorsunuz, el sallıyorsunuz, ve biniyorsun uçağa
lay lay lom takılıyorsun gittiğin yerlerde
döndüğünde seni alan bir kişi var artık, gelmemiş diğeri, gelememiş almaya
götürmüşler senden uzağa, çok uzaklara
o an hissediyorsun, içinde bi parça var, en merkez, en temel, yok olmuş o parça, o da gitmiş o götürülenle
onu da almışlar elinden, ne zaman dönecek belli değil
ve haftalar sonra üç dakika sesini duyabildin diye sevinecek oluyorsun artık
ÜÇ DAKİKA
iki ay oldu bugün
o iki aylık boşluğu kim geri verecek bana?
iki kişi yolcu ediyor sizi, canınızdan çok sevdiğiniz
sarılıyorsunuz, el sallıyorsunuz, ve biniyorsun uçağa
lay lay lom takılıyorsun gittiğin yerlerde
döndüğünde seni alan bir kişi var artık, gelmemiş diğeri, gelememiş almaya
götürmüşler senden uzağa, çok uzaklara
o an hissediyorsun, içinde bi parça var, en merkez, en temel, yok olmuş o parça, o da gitmiş o götürülenle
onu da almışlar elinden, ne zaman dönecek belli değil
ve haftalar sonra üç dakika sesini duyabildin diye sevinecek oluyorsun artık
ÜÇ DAKİKA
iki ay oldu bugün
o iki aylık boşluğu kim geri verecek bana?
8 Mart 2016 Salı
Burası Disneylandden bir kare. Herkes Elsa'nın buzdan şatosunda yaptığı o buzdan tavanı/avizeyi bilir. İşte bu o. Orada tam altında durdum. İzledim -tamam arada saçma sapan el kol hareketleriyle let it go söylemiş olabilirim-. O an gözyaşlarım da düşmüş olabilir gözlerimden. Şu an düştüğü gibi. Çünkü mutluyum. Bugün çok değer verdiğim/özlediğim/sevdiğim birine söz verdim. Onun için elimden geleni yapacağım. Bugün aradan geçen 30 gün sonra onunla geçirebildiğim 1 saat 15 dakikanın, onun/benim gözyaşlarımızın, haftalar sonra sıkıca sarılmamızın hakkını vereceğim. Çünkü onunla gurur duyuyorum. Ve onu çok seviyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
