Neden dans ederiz?
Neden ölürüz mesela.
Dalıp giderken o karşıdaki yağmur tanesi kanatlanıp gidiyor ve yine boşluğa dalıyorum.
Her türlü boşluktayım gerçi. Sadece, insanlar bir şeye baktığımı düşününce daha az göze batıyorum sanırım.
Belki de böyle devam etmeli. Biri bir şey dediğinde üç dakika sonra fark edip "Ha?" diye cevap vermeliyim.
Birini beklemeli mi yoksa devam mı etmeli?
Gelir mi ki?
Gelmez belki de.
Gelse iyi olur aslında. Artık gülmekten sıkıldım çünkü.
Sahte sahte davranmaktan sıkıldım.
Sanki kalbimi söküp elimde taşırsam rahatlayacakmışım gibi hissediyorum. Gerçi içimdeki o ağırlığı kalp mi yapıyor emin de değilim.
Beynimi mi söksem?
Var mı ki?
Hem gözyaşlarım da akar, az daha rahatlarım. Hafiflerim. Benden geriye bir şey kalmaz böylece.
Biraz daha mı kahkaha atsam?
Önce ağlayıp sonra gülsem mi ya da?
Ya da önce içimde kalmasın diye birini öldürüp önce kahkaha atıp sonra ağlayıp sonra da kendimi mi öldürsem?
Ne yapsam ki?
Neyse gidip peruğumu yıkayayım.
Sarılıp 30 tllik rimelimi ağlarayarak akıtabileceğim bir arkadaş arıyorum detaylı bilgi için dm
20 Mayıs 2017 Cumartesi
18 Mayıs 2017 Perşembe
10 Mayıs 2017 Çarşamba
Gülümse.
Güleceğim. Gülmem gerek.
Hayat devam ediyor ya çünkü. Harley olacağım yine cosplay etkinliklerinde. Fotoğraflarımı paylaşacağım. Eğlenmeye çalışacağım. Saçma sapan insanlar mesaj atacak.
"Çok tatlısın."
"Çok güzelsin Harley."
"Harleyciiiiiim nabeeerr"
"Aklıma geldin mesaj atayım dedim :)"
"Oha saçın mı vardı senin?"
"Çok ponçiksin"
"Ay o gözleeeer"
Eğleneceğim. Gülerek cevap vereceğim. Bazıları engel yiyecek. Sahte sahte konuşacağım bazılarıyla. Kendim olmaya çalışırken araya sıvışan bu yapmacıklıkların gerekli olduğunu varsayarak devam edeceğim. Bir yanım devam et diyor çünkü. Yap ne istiyorsan. Normalde ne yapacaksan, bütün bunlar olmasaydı şu an nasıl davranacağını düşün ve onu yap. Devam ediyormuş gibi yap! Fotoğraf çek, okula git, dizi izle, oyun oyna. Bunları düşüneceğim ve cosplay etkinliğim için hazırlanacağım. mutluluklarıma el değmemiş gibi davranacağım. Saçma sapan snap videoları çekmek beni mutlu edecek ama mutlu olmayacağım. Ama normalde olsa beni mutlu ederdi, o yüzden mutluymuşum gibi davranacağım. Tekrar bir şeyler paylaşacağım. Ve bu böyle devam edecek.
Döngü.
Rahatsız olmuyorum aslında. Kim ne derse desin, ne yaparsa yapsın, kendi kendime yaşıyorum işte. Çok da ilgilendirmiyor "sosyal medya arkadaşlarımın" tepkileri. Ama sanırım 100 like yerine, cosplay etkinliği yerine değer verdiğim biriyle saatlerce konuşmayı yeğlerdim.
Çok tanışmak istediğim insan var mesela. Ya da sebepsizce aurasından hoşlandığım, ilgimi çeken insanlar. Bir şey yaptığımda alkış ya da kalp emojisi atanlar değil de o an yaptığım şeyle ilgili soru soran insanlar, onları daha çok seviyorum. Çünkü gerçekten merak ediyorlar. Konu benimle ilgili bir şeyi merak etmeleri değil. Bir konu hakkında meraklı olmaları, derinlere inmeleri. Çekinmeden sormaları. Bu insanlarla her şeyden konuşabilirsin. Her şeye açıklardır. Tecrübeyle sabit.
*Bu arada instaya da bi selfie atayım öylesine xd*
İşte kararsızlık, emin olamama durumu var. Bazen öyle bir halde oluyorum ki, sanki ot çekmişim de etrafımda gökkuşakları dönüyor. Duman dolu bir odada gibi hissediyorum ve aşırı derecede dalgın ama mutlu oluyorum. O anları çok seviyorum çünkü sebepsizce gelişiyor, aniden. Unutturuyor bazı şeyleri bu sebepsiz dalmalarım. Unuttuğumu fark ediyorum sonra. Sonra bir anlığına aklımdan çıkan o "anılar" aklıma geliyor. Sonra ağlıyorum işte. Aha. Başa dönüyoruz.
Döngü.
Dönüyoruz ya. Sevdiklerimiz uzakta. Elimde bir avuç insan kalmış, biebs in the trap dinleyerek ağlıyorum ben de.
Staja başvurdum işte. Başladım da. iki üç iş teklifi aldım düzene sokmaya çalışıyorum. Stüdyom için spot yapacağım bugün ampulleri aldım. Film izliyorum arada. Kitap okuyorum. Şu anki kitabımı birisi 1970 yılında kızına hediye almış, kapağında yazıyordu. Sonra acaba şimdi ne haldeler diye düşündüm. Acaba babası kızıyla mıdır? Ya da yaşıyorlar mıdır? Babası ölmüş müdür? Yoksa acaba önce kızı mı öldü?
Deniyorum bir şeyler düşünmemeyi, ama olmuyor, kendimi tekrar başta buluyorum.
Döngü.
Güleceğim. Gülmem gerek.
Hayat devam ediyor ya çünkü. Harley olacağım yine cosplay etkinliklerinde. Fotoğraflarımı paylaşacağım. Eğlenmeye çalışacağım. Saçma sapan insanlar mesaj atacak.
"Çok tatlısın."
"Çok güzelsin Harley."
"Harleyciiiiiim nabeeerr"
"Aklıma geldin mesaj atayım dedim :)"
"Oha saçın mı vardı senin?"
"Çok ponçiksin"
"Ay o gözleeeer"
Eğleneceğim. Gülerek cevap vereceğim. Bazıları engel yiyecek. Sahte sahte konuşacağım bazılarıyla. Kendim olmaya çalışırken araya sıvışan bu yapmacıklıkların gerekli olduğunu varsayarak devam edeceğim. Bir yanım devam et diyor çünkü. Yap ne istiyorsan. Normalde ne yapacaksan, bütün bunlar olmasaydı şu an nasıl davranacağını düşün ve onu yap. Devam ediyormuş gibi yap! Fotoğraf çek, okula git, dizi izle, oyun oyna. Bunları düşüneceğim ve cosplay etkinliğim için hazırlanacağım. mutluluklarıma el değmemiş gibi davranacağım. Saçma sapan snap videoları çekmek beni mutlu edecek ama mutlu olmayacağım. Ama normalde olsa beni mutlu ederdi, o yüzden mutluymuşum gibi davranacağım. Tekrar bir şeyler paylaşacağım. Ve bu böyle devam edecek.
Döngü.
Rahatsız olmuyorum aslında. Kim ne derse desin, ne yaparsa yapsın, kendi kendime yaşıyorum işte. Çok da ilgilendirmiyor "sosyal medya arkadaşlarımın" tepkileri. Ama sanırım 100 like yerine, cosplay etkinliği yerine değer verdiğim biriyle saatlerce konuşmayı yeğlerdim.
Çok tanışmak istediğim insan var mesela. Ya da sebepsizce aurasından hoşlandığım, ilgimi çeken insanlar. Bir şey yaptığımda alkış ya da kalp emojisi atanlar değil de o an yaptığım şeyle ilgili soru soran insanlar, onları daha çok seviyorum. Çünkü gerçekten merak ediyorlar. Konu benimle ilgili bir şeyi merak etmeleri değil. Bir konu hakkında meraklı olmaları, derinlere inmeleri. Çekinmeden sormaları. Bu insanlarla her şeyden konuşabilirsin. Her şeye açıklardır. Tecrübeyle sabit.
*Bu arada instaya da bi selfie atayım öylesine xd*
İşte kararsızlık, emin olamama durumu var. Bazen öyle bir halde oluyorum ki, sanki ot çekmişim de etrafımda gökkuşakları dönüyor. Duman dolu bir odada gibi hissediyorum ve aşırı derecede dalgın ama mutlu oluyorum. O anları çok seviyorum çünkü sebepsizce gelişiyor, aniden. Unutturuyor bazı şeyleri bu sebepsiz dalmalarım. Unuttuğumu fark ediyorum sonra. Sonra bir anlığına aklımdan çıkan o "anılar" aklıma geliyor. Sonra ağlıyorum işte. Aha. Başa dönüyoruz.
Döngü.
Dönüyoruz ya. Sevdiklerimiz uzakta. Elimde bir avuç insan kalmış, biebs in the trap dinleyerek ağlıyorum ben de.
Staja başvurdum işte. Başladım da. iki üç iş teklifi aldım düzene sokmaya çalışıyorum. Stüdyom için spot yapacağım bugün ampulleri aldım. Film izliyorum arada. Kitap okuyorum. Şu anki kitabımı birisi 1970 yılında kızına hediye almış, kapağında yazıyordu. Sonra acaba şimdi ne haldeler diye düşündüm. Acaba babası kızıyla mıdır? Ya da yaşıyorlar mıdır? Babası ölmüş müdür? Yoksa acaba önce kızı mı öldü?
Deniyorum bir şeyler düşünmemeyi, ama olmuyor, kendimi tekrar başta buluyorum.
Döngü.
9 Mayıs 2017 Salı
Günün her anında kafamda kendimin ya da hayatımdaki herhangi bir şeyin farklı versiyonlarını görüyorum. Ya içimde çok fazla kişilik var ya da içimdeki tekliği fazla bölüyorum? Birinin aynı anda farklı karakterlerde olması mümkün mü? Mesela bir gün aşırı mursamaz olup, "Tamam ben sanırım hep
“I guess when I close my eyes I see too many versions of me. There’s too much me to be in one person. Is it possible for a person to be everything all at once? I think it would be quite contradictory, wouldn’t it?”
“I disappear a lot, it’s getting easier. I fade into the background, keep my mouth pressed into a tight line, try to pretend that no one can even see me. I know there’s better ways to spend my time, but lately, I prefer making myself disappear. If you wanna see a magic trick, keep your eyes wide open, I’m about to vanish. ”
“Waking up everyday to the fact that there’s no one else to save me. That I’m my own responsibility. If I’m bleeding, the choice of curing myself or letting myself to die is completely mine to make. I fix my damages. I tell myself that everything will be okay. I keep myself busy and get distracted for the sake of my sanity. No one is here. And there aren’t any signs to tell me if there will ever be anyone here.”
“I’m not fascinated by people who smile all the time. What I find interesting is the way people look when they are lost in thought, when their face becomes angry or serious, when they bite their lip, the way they glance, the way they look down when they walk, when they are alone and smoking a cigarette, when they smirk, the way they half smile, the way they try and hold back tears, the way when their face says they want to say something but can’t, the way they look at someone they want or love… I love the way people look when they do these things. It’s… beautiful.”
5 Mayıs 2017 Cuma
Randevu-3
+Hissediyor musun?
-Hissetmemem gerekenleri mi konuşuyoruz yoksa herhangi bir şeyden mi bahsediyoruz?
+Sen daha iyi biliyorsun.
-İkimiz de birbirimiziz. Çok saçma bu kaçamak cümlelerin.
+Ama bölündük. Karşımda duruyorsun. Demek ki bir şeyleri yine parçaladın içinde. Yoksa bu odada kısılı kalmazdık bildiğin üzere.
-Biliyorum biliyorum. Sadece içimdeki sessiz kısmı karşımda görünce bocaladım. Her zamanki gibi. Hissetmek de aynı şey gibi geliyor bana. Hislerin anlamlarını kendimize göre yorumluyoruz. Aşk mesela. Ya da heyecan, hüzün. Değişik kavramlar, ucu açık. Git dediğinde karşıdakinin gel anlaması kadar normal mesela. Birine aşık olup diğerinden de hoşlanmak gibi karışık. Bu da zaten aşkın ne olduğunu bilmediğimizden kaynaklanmıyor mu?
+Aşık olmuşsun.
-Olmadım. Oldum belki de. Çok şey hissettim bir zamanlar. Ama geçici olduğunu biliyordum ve bu hep bastırmama sebep oluyor bastırıyorum ve inanabiliyor musun? Geçiyor! Bu biraz da korkutuyor aslında. Hisleri bastıra bastıra hissedememek. Belki de hissetmek ama belli edememek. Şansı kaybetmek. Yaşadım bunu. Bu yıl iyi olacaktı, en azından deneyecektim, ama içine etmeyi başardım yine. Üzen kısmı şansı kaybetmek değildi. Her yerde kendim olabiliyorken "o" an saçma sapan bir insana dönüşüyor olmamdı üzen şey. Karşımda başkası olsaydı yine kötü hissedecektim bu konuda. Bu arada üzmek demişken üzüntüme de yaptım aynı şeyi. Bastırmayı. Ağlarken kendimi tutmayı becerebildim bu hafta. Geç oldu ama hiç olmamasından iyidir değil mi?
+Daktiloyu kırdın.
-Kırmadım. Koliyi açtığımda yıllar sonra ilk kez görmüştüm onu. Yanında fotoğrafım vardı. Ofisindeydim. Sandalyede oturuyordum ama sadece alnım görünüyordu. O kadar küçüktüm. O zamanlar basmaya çalıştığım daktilo kadardı belki de boyum. O zaman parmaklarımın güçsüzlüğünden basamadığım tuşlara bastım o gün. O kadar içimde kalmıştı ki basamamak.. Uzun uzun bastım belki de. Daktilodan çok, fotoğraftı canımı yakan. Çekildiğini bile hatırlamıyordum. İlk defa gördüm o fotoğrafı. Basıyordum hala. Saçma sapan basıyordum tuşlara.. Rastgele. Gözyaşlarımı hissettim sonra. Ellerimin üstünden daktilonun tuşlarına aktılar. Oradan da makinenin içine, derinlerine. O an özlediğime ağlamadım sanırım. Neden bu daktiloyu hatırlamıyorum diye ağladım. Neden o fotoğraftaki anları hatırlamıyorum diye ağladım. Neden anların değerini bilemedim diye ağladım. Neden daha fazla sarılmadım diye ağladım. Neden ofis eşyaları eve geldi diye ağladım. Neden o burada değil diye ağladım sonra. Uzadı böyle işte. Herkeste onu aradığım aklıma geldi sonra. O bahsettiğim "geçici hislerin" hep onun yüzünden olduğunu hatırladım. Geçiciliklerde hep onun gülüşü vardı. Ve ben o gülüşe aşık oluyordum.
-Hissetmemem gerekenleri mi konuşuyoruz yoksa herhangi bir şeyden mi bahsediyoruz?
+Sen daha iyi biliyorsun.
-İkimiz de birbirimiziz. Çok saçma bu kaçamak cümlelerin.
+Ama bölündük. Karşımda duruyorsun. Demek ki bir şeyleri yine parçaladın içinde. Yoksa bu odada kısılı kalmazdık bildiğin üzere.
-Biliyorum biliyorum. Sadece içimdeki sessiz kısmı karşımda görünce bocaladım. Her zamanki gibi. Hissetmek de aynı şey gibi geliyor bana. Hislerin anlamlarını kendimize göre yorumluyoruz. Aşk mesela. Ya da heyecan, hüzün. Değişik kavramlar, ucu açık. Git dediğinde karşıdakinin gel anlaması kadar normal mesela. Birine aşık olup diğerinden de hoşlanmak gibi karışık. Bu da zaten aşkın ne olduğunu bilmediğimizden kaynaklanmıyor mu?
+Aşık olmuşsun.
-Olmadım. Oldum belki de. Çok şey hissettim bir zamanlar. Ama geçici olduğunu biliyordum ve bu hep bastırmama sebep oluyor bastırıyorum ve inanabiliyor musun? Geçiyor! Bu biraz da korkutuyor aslında. Hisleri bastıra bastıra hissedememek. Belki de hissetmek ama belli edememek. Şansı kaybetmek. Yaşadım bunu. Bu yıl iyi olacaktı, en azından deneyecektim, ama içine etmeyi başardım yine. Üzen kısmı şansı kaybetmek değildi. Her yerde kendim olabiliyorken "o" an saçma sapan bir insana dönüşüyor olmamdı üzen şey. Karşımda başkası olsaydı yine kötü hissedecektim bu konuda. Bu arada üzmek demişken üzüntüme de yaptım aynı şeyi. Bastırmayı. Ağlarken kendimi tutmayı becerebildim bu hafta. Geç oldu ama hiç olmamasından iyidir değil mi?
+Daktiloyu kırdın.
-Kırmadım. Koliyi açtığımda yıllar sonra ilk kez görmüştüm onu. Yanında fotoğrafım vardı. Ofisindeydim. Sandalyede oturuyordum ama sadece alnım görünüyordu. O kadar küçüktüm. O zamanlar basmaya çalıştığım daktilo kadardı belki de boyum. O zaman parmaklarımın güçsüzlüğünden basamadığım tuşlara bastım o gün. O kadar içimde kalmıştı ki basamamak.. Uzun uzun bastım belki de. Daktilodan çok, fotoğraftı canımı yakan. Çekildiğini bile hatırlamıyordum. İlk defa gördüm o fotoğrafı. Basıyordum hala. Saçma sapan basıyordum tuşlara.. Rastgele. Gözyaşlarımı hissettim sonra. Ellerimin üstünden daktilonun tuşlarına aktılar. Oradan da makinenin içine, derinlerine. O an özlediğime ağlamadım sanırım. Neden bu daktiloyu hatırlamıyorum diye ağladım. Neden o fotoğraftaki anları hatırlamıyorum diye ağladım. Neden anların değerini bilemedim diye ağladım. Neden daha fazla sarılmadım diye ağladım. Neden ofis eşyaları eve geldi diye ağladım. Neden o burada değil diye ağladım sonra. Uzadı böyle işte. Herkeste onu aradığım aklıma geldi sonra. O bahsettiğim "geçici hislerin" hep onun yüzünden olduğunu hatırladım. Geçiciliklerde hep onun gülüşü vardı. Ve ben o gülüşe aşık oluyordum.
11 Aralık 2016 Pazar
Randevu-2
+Daha erken gelmen gerekirdi.
-Biliyorum.
+Neden gelmedin peki? Biliyorsan?
-Geldiğimde karşında susup kalmaktan korktum. Açıklayamamaktan korktum.
+Zorunlu hissetmemen gerekir. Ben sen değil miyim? Neden korkuyorsun?
-Nedenini ikimiz de biliyoruz. Belki de bilmiyoruz.
+Cevapları birbirimizde arıyoruz çünkü. Çünkü bölündük. Aynıyız ama bölündük. Ya da aynayla konuşuyoruz.
-Bölünmek daha mantıklı geliyor aslında. Sadece kendimi neye göre böldüğümü bilmiyorum. Sahi, sen nesin? Hangi tarafımsın?
+Anlatan sensin, dinleyen benim. O yüzden anlat.
-Pekala, son zamanlarda uslu davranmadım. Ya da nasıl davrandığımı kontrol edemiyorum diyebiliriz
+Ne gibi?
-İçimde çığlık atıyorsun. Ya da atıyorum. İçimde çığlık atanlar var. Duyuyorum. Duymamazlıktan gelmeyi deniyorum, ama artık yorulmuş gibiyim. Biliyorum işte. Sessiz olan sensin ama çığlıkların dinmiyor. Yine içindeyim.
+Buraya gelme sebebin ilacı almak o halde? Hiç uğramamalıydın.
-Anlamadığın şey de bu! Duygu kontrolsüzlüğümü bastıramazsam ne yaparım!? O ilaca ihtiyacım var!
+Yok.
-Sen ne anlarsın ki? NE ANLAYABİLİRSİN? Yaptığın tek şey bu bedenin içinde etrafı izlemek! Peki ya ben? Senin yapmadığın her şeyi ben yapıyorum! Hiç yardımcı olmuyorsun! Her gün her yerde anılar çarpıyor yüzüme! Boğuyorlar! Nefesim kesiliyor! Her olayın en kötü ihtimalleri geliyor aklıma. Eskide kalan güzel anılar bile ölmemi istiyormuş gibi. Ağlayamıyorum bile.
+Bunları "senin" yapmanın bir sebebi var ve bunu yine senden duymak istiyorum.
-Çünkü sen dış tarafımsın. Etrafa gösterdiğim değil, uyuşmuş tarafım. Yorgunluğu benden çok barındıran, içinde az da olsa mutluluk olan. Ya da mutluluk değil de, ne demeliyim; coşku?
+Coşku sensin.
-Ooo hayır hayır hayır. Yok o coşku. O coşku kalmadı artık. Oradan oraya zıplayan kız değilim. İşler değişti. Her yer cehennem artık ve bu cehennemde çürüyeceğim. Yaptığım tek şey her yeri herkesi her şeyi yakıp yıkmak. O da kafamın içinde oluyor zaten.
+Şu an zaten kafanın içindesin.
-Her neyse işte. Demek ki iç dünyamın bile iç dünyası var. Döngü mü deniyor buna?
+Döngü? Zincir? Paradoks? Fraktal bile diyebilirsin.
-Kendinden geçtin mi hiç?
+İçmek gibi mi? Hayır.
-Öyle değil. Genelde insanların kriz geçirdiği anlarda ben öyle olmuyorum. Hatırlasana, burada, tam bu odada duvarları kırıp çığlık atıyorum. Kendi kendime var ettiğim kişilikleri özellikleri ya da insanları öldürüyorum. O sırada dışarda oluyorsun. Krizimin geçmesini bekliyorsun. içinde olduğumuz beden de kendini hissetmiyor o an. Uyuşuyor ve bum! O ağır çekim hissi hani. Her şeyin yavaşladığı. Ortamın sisle kaplandığı an. Gözlerinin kısıldığı, ya da kapandığı.
+Kapının önünde sadece beklemediğimi ikimiz de biliyoruz. O kapıyı tutuyorum. Açma diye.
-Ya da kırmayayım diye. Beceremiyorum da zaten. Her neyse, beni korumaya çalışma artık.
+Kapıyı "seni" koruduğum için mi tuttuğumu sandın?
+Kapının önünde sadece beklemediğimi ikimiz de biliyoruz. O kapıyı tutuyorum. Açma diye.
-Ya da kırmayayım diye. Beceremiyorum da zaten. Her neyse, beni korumaya çalışma artık.
+Kapıyı "seni" koruduğum için mi tuttuğumu sandın?
22 Kasım 2016 Salı
Randevu -1
Hissetmek. İyi ya da kötü. Sürekli hissediyoruz ya. Neyse, daha daha nasılsın?
-Nasıl mıyım? Hah! Süperim! Hissetmek dedin ya işte tam anlamıyla hissediyorum şu an. O gün kabuk bağlayan yaramı kesip "deşmişlerdi" hani, tuz basmışlardı üstüne. O günden beri daha iyiyim. Yarayı "deştikçe" gülüyorum.
Gülüyor musun?
-Evet! Ne yapacaktım ki başka? O kadar doluyum ki o yarayı deşenlere, içimdeki öfke gözlerimden kanla çıkıyor dışarı, durduramıyorum. O kadar güzel ki istemsizce kahkahaya dönüşüyor çığlıklarım! Herkesi nasıl öldürürdüm diye düşünüyorum bazen. Sevdiklerimi üzüyorum bağırıp çağırarak. Bazıları dayanamayıp ağlamaya başlıyor.
Sahi, o kahkahaların. Daha iyi misin peki?
-Dedim ya, daha iyi olamazdım. Kahkahamı ona borçlu olduğumu söyleyemem ama büyük sebeplerinden biri o değil mi zaten? Ya da onlar. Ya da o. Her neyse. Her konuşmada içimden "Her şey yarım kaldı gerizekalı!" demek istiyorum. "Onu aldıkları gibi seni de aldılar aslında." diyebilmek istiyorum yüzüne. Ama diyemiyorum. Diyemiyorum çünkü o da gitmeseydi onu da özlemeyecektim gibi geliyor. Değerini anlamazmışım gibi. Tüm tanıdıklarımın öyle aslında. En büyük parçayı kopardıklarında küçük parçalar dağıldı kendiliğinden. O da minik parçalardan biriydi.
Peki ya diğer sevdiceğin? En büyük parçan?
-Canımın parçası.. Yıllardır değerini bilemediğim. Son 9 ayda her gün rüyamda görüp sarıldığım. Yokluğuna alışamadığım..
Alıştın artık.
-Alışmadım. Bir gram alışmadım. Alışmaya çalışmaya alıştım belki de. Konu onun gidişi değildi. O başlangıcıydı ve daha deşmem gereken bir açık yara vardı önümde. Ve o yarayı kabuk bağlamadan önce tekrar kesmeliydim. Kestim de. Aslında tam ben bıçağa uzanmışken hissettim onu. Başta acı veriyordu her saniyesi. Sonra ne oldu biliyor musun? Alıştım ve zevk aldım. Kahkahalarım o günden sonra dinmedi. Güldüm. Hiç bu kadar gülmemiştim. Hiç bu kadar zevk almamıştım dağıtmaktan, dağılmaktan.Yıkıp kırmaktan. Komşular çığlık duyduklarını söylüyor ama hayır. Kahkaha atıyorum.
Komşuların başka şeyler de söylüyor ama.
-Siktir et! Umursuyor muyum sence? Onlara kalırsa sevdiceğimi öldüren de benim zaten. Evet öldürdüm belki de zamanında. En azından diğer sevdiceğimi. Ama kıyamayıp yeniden doğmasına izin vermiştim. İlk sevdiceğimdi öldürdüğümü sandıkları. En büyük parçam olan. Öyle sanmalarının sebebi ona karşı duydukları endişe olsaydı keşke. Keşke bana-bize- bu kadar kızmalarının sebebi o sevdiceğimi umursamaları olsaydı ama değil. Değil işte. Onlar etinin peşinde. Evet. Kana, leşe susamış sırtlanlar gibi. Bekliyorlar. Belki de benim de ölmemi bekliyorlardır.
Senin mi?
-Evet. Kendimi kaç kere öldürdüğümü gösterebilseydim keşke. Keşke ölüşlerimi izleyebilselerdi. Mutlu olurlardı büyük ihtimalle. Neden olmasınlar ki? Acı çekenleri izlemek kime zevk vermiyor şu günlerde?
-Nasıl mıyım? Hah! Süperim! Hissetmek dedin ya işte tam anlamıyla hissediyorum şu an. O gün kabuk bağlayan yaramı kesip "deşmişlerdi" hani, tuz basmışlardı üstüne. O günden beri daha iyiyim. Yarayı "deştikçe" gülüyorum.
Gülüyor musun?
-Evet! Ne yapacaktım ki başka? O kadar doluyum ki o yarayı deşenlere, içimdeki öfke gözlerimden kanla çıkıyor dışarı, durduramıyorum. O kadar güzel ki istemsizce kahkahaya dönüşüyor çığlıklarım! Herkesi nasıl öldürürdüm diye düşünüyorum bazen. Sevdiklerimi üzüyorum bağırıp çağırarak. Bazıları dayanamayıp ağlamaya başlıyor.
Sahi, o kahkahaların. Daha iyi misin peki?
-Dedim ya, daha iyi olamazdım. Kahkahamı ona borçlu olduğumu söyleyemem ama büyük sebeplerinden biri o değil mi zaten? Ya da onlar. Ya da o. Her neyse. Her konuşmada içimden "Her şey yarım kaldı gerizekalı!" demek istiyorum. "Onu aldıkları gibi seni de aldılar aslında." diyebilmek istiyorum yüzüne. Ama diyemiyorum. Diyemiyorum çünkü o da gitmeseydi onu da özlemeyecektim gibi geliyor. Değerini anlamazmışım gibi. Tüm tanıdıklarımın öyle aslında. En büyük parçayı kopardıklarında küçük parçalar dağıldı kendiliğinden. O da minik parçalardan biriydi.
Peki ya diğer sevdiceğin? En büyük parçan?
-Canımın parçası.. Yıllardır değerini bilemediğim. Son 9 ayda her gün rüyamda görüp sarıldığım. Yokluğuna alışamadığım..
Alıştın artık.
-Alışmadım. Bir gram alışmadım. Alışmaya çalışmaya alıştım belki de. Konu onun gidişi değildi. O başlangıcıydı ve daha deşmem gereken bir açık yara vardı önümde. Ve o yarayı kabuk bağlamadan önce tekrar kesmeliydim. Kestim de. Aslında tam ben bıçağa uzanmışken hissettim onu. Başta acı veriyordu her saniyesi. Sonra ne oldu biliyor musun? Alıştım ve zevk aldım. Kahkahalarım o günden sonra dinmedi. Güldüm. Hiç bu kadar gülmemiştim. Hiç bu kadar zevk almamıştım dağıtmaktan, dağılmaktan.Yıkıp kırmaktan. Komşular çığlık duyduklarını söylüyor ama hayır. Kahkaha atıyorum.
Komşuların başka şeyler de söylüyor ama.
-Siktir et! Umursuyor muyum sence? Onlara kalırsa sevdiceğimi öldüren de benim zaten. Evet öldürdüm belki de zamanında. En azından diğer sevdiceğimi. Ama kıyamayıp yeniden doğmasına izin vermiştim. İlk sevdiceğimdi öldürdüğümü sandıkları. En büyük parçam olan. Öyle sanmalarının sebebi ona karşı duydukları endişe olsaydı keşke. Keşke bana-bize- bu kadar kızmalarının sebebi o sevdiceğimi umursamaları olsaydı ama değil. Değil işte. Onlar etinin peşinde. Evet. Kana, leşe susamış sırtlanlar gibi. Bekliyorlar. Belki de benim de ölmemi bekliyorlardır.
Senin mi?
-Evet. Kendimi kaç kere öldürdüğümü gösterebilseydim keşke. Keşke ölüşlerimi izleyebilselerdi. Mutlu olurlardı büyük ihtimalle. Neden olmasınlar ki? Acı çekenleri izlemek kime zevk vermiyor şu günlerde?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)