Yaz. Yaz. Yaz. Yaz.
Yürü.
Yürüyorum.
Çanlar çalıyor. Tapınak çanları. Susmuyor.
Sese yöneliyorum yolun kenarına geçip. Yoldan çıkıp çimenlere atlıyorum. Taştan basamakları geçip ormanın içindeki bir tapınağa uzanıyorum. Susmayan, durmayan çanlar buradaymış meğer. Halatlarını çeken de yok halbuki. Ama her saniye halatı çekiliyormuş gibi çalıyorlar.
Tutuyorum halatlardan birini. İkisi de duruyor.
Tekrar yolda buluyorum kendimi. Tapınağı geride bırakmışım biraz. Ormanlar devam ediyor. Hava kapalı. Biraz soğuk. Yağmur yağacak gibi. Ürperiyorum. Karşıda biri var. Kim olduğunu bilmediğim birileri. Aslında bildiğim ama inkar ettiğim. Yolun tam ortasında, çok uzakta, ama tam karşımda. Ona doğru ilerliyorum.
"Nasıldı?" diye soruyor. Başkasından bahseder gibi bahsediyor. Ama konu aslında kendisi. Ben de karşımdaki başkasıymış gibi cevap verdim.
"Karanlık. Ama güzel bir karanlıktı."
"Aydınlıktır belki de. Sen siyah görüyorsundur onu."
"Olabilir."diyorum. "Henüz tam olarak anlayamadım."
"Ama devam etmek istiyorsun?" diyor hafifçe sırıtarak.
"Evet."
25 Aralık 2017 Pazartesi
Sevdiğim birinin intihar haberini aldım.
Yakın değildik. Ama sevecenliği, duygusallığı ve narin neşesi herkes tarafından bilinen biriydi. Lise zamanlarım onunla geçti.
Bunu yazıyorum çünkü onun yerinde ben de olabilirdim, başkası da, sen de.
Olabilirdik işte.
Bazı insanlar var etrafımızda, acı çektiğini anlayamadığımız, ya da acısını, derdini küçümsediğimiz. Öyle bi yaşıyoruz ki sanki en dipteki bizmişiz gibi, diğerleri şımarıyormuş gibi. Biri derdini açtığında önemsemiyoruz, ya da derdini anlattığını, anlatmaya çalıştığını anlamıyoruz bile. Çok neşeli duruyor mesela karşındaki, ertesi gün evinde ölü bulunuyor. Anlam veremiyorsun. "Çok mutluydu halbuki" diyorsun, "Daha dün konuştuk!"
Ama öyle olmuyor işte.
Depresyon, içten tüketen bir hastalıktır. Kulağınıza fısıldar, duyabildiğiniz tek şey o olana dek. O da dayanamamış demek ki, çok yorulmuş, yardım edecek kimseyi bulamamış etrafında, doktoru bile karşı çıkmış ona. Daha fazla direnmek istememiş belki de. Herkesin dayanma gücü farklıdır, o kendi dayanma gücünün sınırlarını aşmış bile, yaşadığı onca şeyden sonra.
Sonu bu mu olmalıydı?
Kendi mutluluğunu bulabilme ihtimali varken neden insanlar tam tersini yaptırdı ona? Neden yalnızlığa itilmek zorunda kaldı?
İnsanları anlayın. Ne istediklerini, ne zorluk çektiklerini. Ve hiçbir zaman size söylediklerini hafife almayın.
Bir insan düşünün, çevresindeki bütün herkesi din, dil, ırk, cinsiyet ayrımı gözetmeden sevmiş, korumuş; onlara sadece insan oldukları için değer vermiş. Çok iyi iş çıkarmış, elinden geleni yapmış olmasına rağmen kötü biri olduğu düşüncesiyle depresyona girmiş, çok savaşmış fakat bu savaşı kaybederek çıkış yolunu intiharda bulmuş 27 yaşında bir genç düşünün. Organlarını bağışlamış, sırf bu yüzden de hiçbir şekilde vücuduna zarar gelmemesi adına tavada briket kömürü yakıp onu soluyarak intihar etmiş bir insan düşünün. Hayat enerjisiyle dolup taşan birini bu sonuca getiren baskıyı düşünün. Mektubununun son satırlarında bile "Bana elimden geleni yaptığımı söyleyin." diyen bir insan düşünün.
Veda mektubundan bir şeyler koyacağım buraya
"...
"Bitirmek" lafı kolay
"Bitirmek" zor
Neden acı çektiğimi bulmamı istediler
Gayet iyi biliyorum. Ben, benim yüzümden acı çekiyorum. Başından beri hepsi benim hatamdı, ben işe yaramaz olduğum için...
Doktor, bu sözleri mi duymak istiyordun?
Hayır. Ben hiçbir şeyi yanlış yapmadım
Ufak ve nazik bir sesle karakterimi suçladığında
"Doktor olmak epey kolaymış" diye düşündüm.
Bu kadar acı çekiyor olmak ilginç bir şey.
Benden daha çok zorluk çeken insanlar gayet güzel yaşıyormuş ama
Benden daha zayıf insanlar gayet güzel yaşıyormuş ama
Öyle değil gibi.
Yaşayan insanlar arasında benden daha çok zorluk çeken insan yok, benden zayıf insan da yok.
Öyle olsa bile yaşamaya çalıştım.
Neden böyle yaşadığımı binlerce kez sorsam da, benim için değil
Sizin içindi
Benim için olmasını istedim
Lütfen bilmeden konuşmayın.
Neden zorluk çektiğimi bulmamı istediniz
Binlerce kez söyledim,
Neden zorluk çektiğimi.
O kadarıyla, bu kadar acı çekmem zorsa
Daha özenle hazırlanmış bir dram mı olması gerekiyordu?
Biraz daha fazla neden mi olması gerekiyordu?
Çoktan hikayemi anlattım ya.
Fikirleriniz değişmediği için olmasın?
Bunu neden mi seçtim. Komik bir olay.
Şimdiye kadar dayanabilmem bile takdire değer
Daha ne söyleyebilirim ki. Sadece sıkı çalıştığımı söyleyin herkese.
Şimdiye kadar iyi iş çıkardığımı söyleyin. Zorluk çektiğimi söyleyin.
Gülemeseniz bile beni suçlayarak göndermeyin lütfen
Sıkı çalıştın
Gerçekten zorluk çektin deyin bana.
Hoşçakal. "
Yakın değildik. Ama sevecenliği, duygusallığı ve narin neşesi herkes tarafından bilinen biriydi. Lise zamanlarım onunla geçti.
Bunu yazıyorum çünkü onun yerinde ben de olabilirdim, başkası da, sen de.
Olabilirdik işte.
Bazı insanlar var etrafımızda, acı çektiğini anlayamadığımız, ya da acısını, derdini küçümsediğimiz. Öyle bi yaşıyoruz ki sanki en dipteki bizmişiz gibi, diğerleri şımarıyormuş gibi. Biri derdini açtığında önemsemiyoruz, ya da derdini anlattığını, anlatmaya çalıştığını anlamıyoruz bile. Çok neşeli duruyor mesela karşındaki, ertesi gün evinde ölü bulunuyor. Anlam veremiyorsun. "Çok mutluydu halbuki" diyorsun, "Daha dün konuştuk!"
Ama öyle olmuyor işte.
Depresyon, içten tüketen bir hastalıktır. Kulağınıza fısıldar, duyabildiğiniz tek şey o olana dek. O da dayanamamış demek ki, çok yorulmuş, yardım edecek kimseyi bulamamış etrafında, doktoru bile karşı çıkmış ona. Daha fazla direnmek istememiş belki de. Herkesin dayanma gücü farklıdır, o kendi dayanma gücünün sınırlarını aşmış bile, yaşadığı onca şeyden sonra.
Sonu bu mu olmalıydı?
Kendi mutluluğunu bulabilme ihtimali varken neden insanlar tam tersini yaptırdı ona? Neden yalnızlığa itilmek zorunda kaldı?
İnsanları anlayın. Ne istediklerini, ne zorluk çektiklerini. Ve hiçbir zaman size söylediklerini hafife almayın.
Bir insan düşünün, çevresindeki bütün herkesi din, dil, ırk, cinsiyet ayrımı gözetmeden sevmiş, korumuş; onlara sadece insan oldukları için değer vermiş. Çok iyi iş çıkarmış, elinden geleni yapmış olmasına rağmen kötü biri olduğu düşüncesiyle depresyona girmiş, çok savaşmış fakat bu savaşı kaybederek çıkış yolunu intiharda bulmuş 27 yaşında bir genç düşünün. Organlarını bağışlamış, sırf bu yüzden de hiçbir şekilde vücuduna zarar gelmemesi adına tavada briket kömürü yakıp onu soluyarak intihar etmiş bir insan düşünün. Hayat enerjisiyle dolup taşan birini bu sonuca getiren baskıyı düşünün. Mektubununun son satırlarında bile "Bana elimden geleni yaptığımı söyleyin." diyen bir insan düşünün.
Veda mektubundan bir şeyler koyacağım buraya
"...
"Bitirmek" lafı kolay
"Bitirmek" zor
Neden acı çektiğimi bulmamı istediler
Gayet iyi biliyorum. Ben, benim yüzümden acı çekiyorum. Başından beri hepsi benim hatamdı, ben işe yaramaz olduğum için...
Doktor, bu sözleri mi duymak istiyordun?
Hayır. Ben hiçbir şeyi yanlış yapmadım
Ufak ve nazik bir sesle karakterimi suçladığında
"Doktor olmak epey kolaymış" diye düşündüm.
Bu kadar acı çekiyor olmak ilginç bir şey.
Benden daha çok zorluk çeken insanlar gayet güzel yaşıyormuş ama
Benden daha zayıf insanlar gayet güzel yaşıyormuş ama
Öyle değil gibi.
Yaşayan insanlar arasında benden daha çok zorluk çeken insan yok, benden zayıf insan da yok.
Öyle olsa bile yaşamaya çalıştım.
Neden böyle yaşadığımı binlerce kez sorsam da, benim için değil
Sizin içindi
Benim için olmasını istedim
Lütfen bilmeden konuşmayın.
Neden zorluk çektiğimi bulmamı istediniz
Binlerce kez söyledim,
Neden zorluk çektiğimi.
O kadarıyla, bu kadar acı çekmem zorsa
Daha özenle hazırlanmış bir dram mı olması gerekiyordu?
Biraz daha fazla neden mi olması gerekiyordu?
Çoktan hikayemi anlattım ya.
Fikirleriniz değişmediği için olmasın?
Bunu neden mi seçtim. Komik bir olay.
Şimdiye kadar dayanabilmem bile takdire değer
Daha ne söyleyebilirim ki. Sadece sıkı çalıştığımı söyleyin herkese.
Şimdiye kadar iyi iş çıkardığımı söyleyin. Zorluk çektiğimi söyleyin.
Gülemeseniz bile beni suçlayarak göndermeyin lütfen
Sıkı çalıştın
Gerçekten zorluk çektin deyin bana.
Hoşçakal. "
"..ve o günden beri bu tekerlekli sandalyeye bağlıyım!" dedi yüksek bir sesle.
İnsanlara bacaklarını kaybediş hikayesini anlatmaktan bıkmıştı aslında. Ama soran kişi o olunca anlatmak istemişti. Mesele karşısındaki insan değildi, onun içinde uyandırdığı isyandı diye düşündü, öyleydi çünkü. Bastırdığı bir şey ortaya çıkmışcasına yükselmişti sesi.
Sustu. Günbatımına bakmaya devam etti.
"Acele ediyorsun. dedi karşısındaki. Gözünü bir an olsun güneşten ayırmadan. Tebessüm etti. "Biraz daha beklemen gerek." dedi.
Çocuk önce bacaklarına baktı. Dizinden altı yoktu işte. Adama döndü sonra. Aydınlanmıştı o an sanki. Gözleri açıldı ve hayatında duyduğu en hayret verici cümle buymuş gibi "Haklısın!" dedi. Günbatımını izlemeye devam etti.
İnsanlara bacaklarını kaybediş hikayesini anlatmaktan bıkmıştı aslında. Ama soran kişi o olunca anlatmak istemişti. Mesele karşısındaki insan değildi, onun içinde uyandırdığı isyandı diye düşündü, öyleydi çünkü. Bastırdığı bir şey ortaya çıkmışcasına yükselmişti sesi.
Sustu. Günbatımına bakmaya devam etti.
"Acele ediyorsun. dedi karşısındaki. Gözünü bir an olsun güneşten ayırmadan. Tebessüm etti. "Biraz daha beklemen gerek." dedi.
Çocuk önce bacaklarına baktı. Dizinden altı yoktu işte. Adama döndü sonra. Aydınlanmıştı o an sanki. Gözleri açıldı ve hayatında duyduğu en hayret verici cümle buymuş gibi "Haklısın!" dedi. Günbatımını izlemeye devam etti.
"Gidemiyorum. Gidemiyorsun."
gitmeyelim o zaman. İzin verir misin?
Kırdım kafayı. Dersteyim. Ama iyi olurum. En iyi yaptığım şey. İyi olurum ben. İyiyim. Hiçbir şeyim yok be.
İyiyim.
Moralimi kendi kendime düzeltemiyorum artık sadece.
Hala deniyorum
İyiyim.
İYİYİM
Söylesene, iyi misin? İyi ol olur mu?
:D
hehe
haha
İyi ol.
İyi misin?
Tabi.
Alakam yok ya muhteşemim yani
Ne zaman alakam oldu ki zaten
Değil mi? İyiyim.
İyiyim.
gitmeyelim o zaman. İzin verir misin?
Kırdım kafayı. Dersteyim. Ama iyi olurum. En iyi yaptığım şey. İyi olurum ben. İyiyim. Hiçbir şeyim yok be.
İyiyim.
Moralimi kendi kendime düzeltemiyorum artık sadece.
Hala deniyorum
İyiyim.
İYİYİM
Söylesene, iyi misin? İyi ol olur mu?
:D
hehe
haha
İyi ol.
İyi misin?
Tabi.
Alakam yok ya muhteşemim yani
Ne zaman alakam oldu ki zaten
Değil mi? İyiyim.
İyiyim.
Kötü işte.
Bitirdim diyorsun. Arkama bakmayacağım artık diyorsun ama öyle kolay olmuyor işte.
Ama neden ki. Neden yani. Kopsa gitse geçmişimiz mesela. Gitse ya. Ayrılsak birbirimizden. Düşünmesem hiç. Keşkelerim olmasa. İçimi durup dururken huzursuz etmese mesela. Önüme bakabilsem. Tüm mutluluğumu aniden alıp gitmese. Sıkışmasa kalbim.
Ama neden ki. Neden yani. Kopsa gitse geçmişimiz mesela. Gitse ya. Ayrılsak birbirimizden. Düşünmesem hiç. Keşkelerim olmasa. İçimi durup dururken huzursuz etmese mesela. Önüme bakabilsem. Tüm mutluluğumu aniden alıp gitmese. Sıkışmasa kalbim.
İzin ver. Lütfen.
18 Ekim 2017 Çarşamba
Haerin ve Tuğçe
"Gelmişsin."
"İhtiyacım vardı."
"Evet. Beni hem sevmiyorsun hem de başın sıkışınca bana geliyorsun. Korkaksın. Acizsin. Salağın tekisin."
"Biliyorum."
"Ne anlatayım sana? Ne kadar değişmiş olabileceğimi düşünerek geldin buraya. Sonuçlarına katlanacak mısın? Ya da şöyle sorayım, katlanabiliyor musun?"
"Nesi varmış sonuçlarının? Sonucu mu var ki seni içimde tutmanın?"
"Tutamadın ki. Tuttuğunu sandın. Halbuki en dışarda olan bendim. Sen hep içerdeydin. Bunu hala kabullenemiyorsun Tuğçe. SDKJFHSFDKSJHF isme bak ya."
"Ben de sevmiyorum kendimi. İsmimi. Hiçbir şeyimi sevmiyorum."
"Bana uyar biliyorsun. Benim başladığım, doğduğum yer orası zaten."
"Ama.. belki de onca olayı yaşamam gerekiyordu Haerin. Bazı şeyleri anlamak için bazı olaylardan ders çıkarmak gerekmez mi?"
"İşte sorunun bu senin. Bana olay gözüyle baktın, bakıyorsun! Kabullenemedin beni, oluşan şeyi, kendini. Neşeni hep sen sandın. Tuğçe sandın. O neşe bendim. Haerindi o neşe. Sen hep saf taraftın evet, ama mutluluk bendeydi. Benimseseydin gerçekten mutlu olacaktın. Maskelerin olmayacaktı. Yapışmayacaklardı üstüne. Hangi kısmının gerçek olduğunu düşünerek geçirmeyecektin yıllarını. Perdelerin olmayacaktı. Ya da daha erken baş edecektin bunlarla. Yapamadın."
"Hüzünlerimi başlatan sendin! Seni sevmemi mi bekliyordun?!"
"Ahahahaha hayır hayır hayır.. Suçu bana atma. Ben hüzünlerinle, kusurlarınla doğdum. Orada başladım. Öncesi falan yok. Kabullenemiyorsun hala. Herkesin hata yapabileceğini, kusurların olabileceğini kabullenemiyorsun. Kimseyi üzmek istemiyorsun. Kötü biri olacağıma öleyim daha iyi diye düşünüyorsun hatta, değil mi? Öl daha iyi bence. Tek başımaydım çünkü Tuğçe. TEK BAŞIMA. Çöpün kenarına bebek bırakır gibi bıraktın beni. İçinde büyüdüm. Umurunda olmadım. Duymadın beni. Duymamazlıktan geldin. Ben hep kötüydüm çünkü. Beni yok etmek istedin. Hata yapan hep bendim. Suçlu olan hep bendim. Affetmeyi düşünmedin. O kadar sevmedin ki beni. Haerin halini. O kadar benimsemedin ki. Hep suçladın. Hep diğerlerinin dertleri daha önemliydi. Onca büyük dert varken senin dertlerin isteklerin zırvaydı saçmalıktı sana göre. Biraz olsun içine bakmadın. Bir an olsun kendi ruh halini önemsemedin. İçine attın hep. Hep. Hep. Hep. Salaksın sen çünkü. Kendine zarar verdiğini görmeyecek kadar salaksın diyeceğim ama gördün aslında. Sadece görmek istemedin. Salak desem salağa hakaret olur artık."
"Bencilliğimden olmadı mı her şey.."
"OLDU! KABULLEN ŞUNU İŞTE! İÇİNDE TUTMA!"
"Deniyorum."
"Biraz daha dene. Hatta ne yap biliyor musun? Biraz daha çabala! Seversin sen bu cümleyi. Hatırladın değil mi?"
"Neden acı çektiriyorsun bana?"
"Çünkü çekmen gerek. Küçücük bir odada değil Tuğçe. Dışa vurman gerek. Bastırmaman gerek. İçinde tutmaman gerek. Göz ardı etmemen gerek. Biraz da olsun başkalarını düşünmemen gerek bazen. O dengeyi kuramıyorsun. Hep bastırıyorsun beni. Zayıflıklarını bastırıyorsun. Ama dışarı çıkıyorum artık."
"Hayır."
"Çıktım. Haerin'im ben. Kahkahaların, gözyaşların, Harley Quinn yanın, deliliklerin, anime kızları gibi cırlamaların, olur olmaz heyecanların. Etrafa bakmaların. Hepsi benim. Duygusal sevgi dolu kısmını hep sen sandın. Ağlamaların hep babandan sandın. Ne zaman ağlamak istesem susturdun o yüzden. Evin babanı hatırlatıyor diye gidemedin o eve aylarca. Bu yüzden hep dışarılardasın. Üzülmesini istemediğin herkesi daha çok üzdün. Kabullenebilirdin, BENCİLLİĞİNİ KABULLENEBİLİRDİN. BÜYÜTMEYEBİLİRDİN. BUNUN NORMALLİĞİNİ KABULLENEBİLİRDİN. Daha erken kabullenebilirdin. Gidip ailenin geri kalanıyla olabilirdin. Ama kabullenmedin, ağlamadın, susturdun. İşte o zamanlarda kahkaha attım. Daha güçlüydü gülmelerim, susturamadın. İnsanlar çok sevdi neşemi, gülmelerimi, duygularımı. Ama bunları sağlayan Haerin'di diyemedin hiç. Gülmek iyiydi, Tuğçenin oldu o yüzden. Haerin hatalıydı bir kere, hep hatalıydı. Ölmesi lazımdı onun değil mi? Mutlu olmaya çalışırken bile beni fark etmedin. Bastırdığını fark etmedin."
"Fark etmiştim."
"Ettin. Sonra gerçekten mutluymuş gibi davranmaya devam ettin. Değil mi? Nasıl olsa bu dertlerin bir gün küçülürdü gözünde, o zaman cidden mutlu olurdun. Oldun mu peki?"
"Hayır."
"Seni öldürmek istiyorum biliyor musun?"
"Neden?"
"Gerizekalısın. Beni hapsettiğinden beri hep iyiyim mutluyum diye takılıyorsun ortalıkta. Cidden öylesin belki de tamam bunları da ben yapmamışım gibi davranacağım, peki bu hala bir şeyler arayışı neden? Neden hala bi boşluk var içinde, dolduramadığın?"
"Sanki sen doldurabilirmişsin gibi konuşma bana."
"Dolduramam. Ama yardım edebilirdim. O boşluğun yükünü taşıman için. Ama ağzıma sıçtın Tuğçe. Üzgünüm. Yanında olmadım hiç sayende, doğduğumdan beri. Ama derler ya yanında olmayacağım artık diye. Sen onu anla işte. Artık varolmayacak olan sensin."
8 Ekim 2017 Pazar
Yorgunluk var üzerimde.
Dünya bir günlüğüne dursa mesela. Sadece bir gün. Yapmak istediğim, ertelediğim her şeyi yapsam. O içimdeki gürültü diner belki. Belki tuhaflığın neyden kaynaklandığını bulurum.
Mesela bir günlüğüne sessiz olsa Kızılay. Atatürk Bulvarını baştan aşağı yürüsem, ama kimsenin sesi çıkmasa. Ya da sessiz bir yere gidebilsem. Sakin bir ormana, koruluğa.
Biri olsa keşke. Evet. Birinin karşısına oturup saatlerce gözlerine bakmak istiyorum. Kahverengi gözlerine. Neden mavi göz falan değil bilmiyorum. Kahverengi işte sadece. Sonra da sarılıp o sıcaklıkla uyuyakalmak istiyorum.
Sadece sarılıp ağlamak istiyorum bazen de. Biri var bunu yapmak istediğim, ama henüz çözemedim.
Kendimi dünyadan soyutlamak ve soyutlamamak arasında kalıyorum.
Boşluğum bir günlüğüne gitse üzerimden mesela. Sokakta yürürken, dersteyken, arkadaşlarımlayken aniden gözlerime perde inmese. Perde yok olsun istemiyorum. Şikayet ettiğimden değil bu. Sadece bir gün istiyorum. Bir gün. Perdesiz.
Yorgun uyanmamak istiyorum. Sevdiğim bazı insanlarla eğlenirken aklımın köşesinden çıkıp beynimin merkezine yerleşen diğer insanlarla konuşmak istiyorum. O an o mekandan ayrılıp yanlarına gidesim geliyor hep. Loş ışık istiyorum o an. Ve o kişiyi.
"Anlat." desin mesela biri. Ağlamadan anlatabileyim istiyorum. Ağzımı açamadan karşısında oturmak istemiyorum.
Ya da o/onlar anlatsın, ben dinleyeyim mesela. Sabaha kadar dinlerim.
Yukarıdaki perdeden bahsedeyim mesela. Ya da onun/onların perdesi var mı böyle acaba? Onu sorarım ona/onlara. Merak ediyorum.
Hep neşeli eğlenceli olmak istemiyorum mesela. Derin mevzulara giresim geliyor. Ama giremiyorum.
Yalnız hissediyorum bazen. Böyle şeyler düşününce de bencil hissediyorum. Kimse kimseyi dinlemek zorunda değil, kimse başkasıyla aynı olmak zorunda değil. Kimse kimsenin arkadaşı olmak zorunda değil. Kimse benimle böyle şeyler konuşmak zorunda da değil yani. Bencillik işte. O kadar aciz hissediyorum ki. İnsanın doğasında olan bir şey aslında, ama kötü hissettiriyor. Bencilce.
Dünya bir günlüğüne dursa mesela. Sadece bir gün. Yapmak istediğim, ertelediğim her şeyi yapsam. O içimdeki gürültü diner belki. Belki tuhaflığın neyden kaynaklandığını bulurum.
Mesela bir günlüğüne sessiz olsa Kızılay. Atatürk Bulvarını baştan aşağı yürüsem, ama kimsenin sesi çıkmasa. Ya da sessiz bir yere gidebilsem. Sakin bir ormana, koruluğa.
Biri olsa keşke. Evet. Birinin karşısına oturup saatlerce gözlerine bakmak istiyorum. Kahverengi gözlerine. Neden mavi göz falan değil bilmiyorum. Kahverengi işte sadece. Sonra da sarılıp o sıcaklıkla uyuyakalmak istiyorum.
Sadece sarılıp ağlamak istiyorum bazen de. Biri var bunu yapmak istediğim, ama henüz çözemedim.
Kendimi dünyadan soyutlamak ve soyutlamamak arasında kalıyorum.
Boşluğum bir günlüğüne gitse üzerimden mesela. Sokakta yürürken, dersteyken, arkadaşlarımlayken aniden gözlerime perde inmese. Perde yok olsun istemiyorum. Şikayet ettiğimden değil bu. Sadece bir gün istiyorum. Bir gün. Perdesiz.
Yorgun uyanmamak istiyorum. Sevdiğim bazı insanlarla eğlenirken aklımın köşesinden çıkıp beynimin merkezine yerleşen diğer insanlarla konuşmak istiyorum. O an o mekandan ayrılıp yanlarına gidesim geliyor hep. Loş ışık istiyorum o an. Ve o kişiyi.
"Anlat." desin mesela biri. Ağlamadan anlatabileyim istiyorum. Ağzımı açamadan karşısında oturmak istemiyorum.
Ya da o/onlar anlatsın, ben dinleyeyim mesela. Sabaha kadar dinlerim.
Yukarıdaki perdeden bahsedeyim mesela. Ya da onun/onların perdesi var mı böyle acaba? Onu sorarım ona/onlara. Merak ediyorum.
Hep neşeli eğlenceli olmak istemiyorum mesela. Derin mevzulara giresim geliyor. Ama giremiyorum.
Yalnız hissediyorum bazen. Böyle şeyler düşününce de bencil hissediyorum. Kimse kimseyi dinlemek zorunda değil, kimse başkasıyla aynı olmak zorunda değil. Kimse kimsenin arkadaşı olmak zorunda değil. Kimse benimle böyle şeyler konuşmak zorunda da değil yani. Bencillik işte. O kadar aciz hissediyorum ki. İnsanın doğasında olan bir şey aslında, ama kötü hissettiriyor. Bencilce.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)